Superleague Formula || Galatasaray Yarış Dışı


Galatasaray sürücüsü Alessandro Pier Luigi ilk yarışta mekanik arıza ikinci yarışta kaza sebebiyle yarış dışı kaldı. İlk sezon anladığım kadarıyla deneme-araç geliştirme-konspeti belirleme'yle geçecek. Zaten geriye 5 yarış kaldı, ne olduğunu anlamadan sezon bitmiş olacak.

Ancak tüm aksaklıklara rağmen heyecan verici bir organizasyon olduğu bir gerçek, uzun süredir bir motor sporları organizasyonunda bu kadar heyecanlı şekilde izlememiştim. Bu organizasyonun geleceği var.

Kaza fotoğrafını ararken resmi sitede yukardaki ablaya rastladım, bence sizin de daha çok hoşunuza gidecek.

Galatasaray Pazarı


Saat 13.00 SLF Formula 1.Yarış
Saat 16.00 SLF Formula 2.Yarış
Saat 21.00 TSL Kayserispor-Galatasaray

Superleague Formula organizasyonunun ilk yarışı bugün İngiltere Donington Park'ta. Show TV canlı olarak yayınlıyor, isteyenler bir göz atabilir. Formula 1'in altın çağı olan 98-05 arasında sıkı bir Ferrari ve Schumi hayranı olan bana yeni bir heyecan vaadediyor SLF. Başarılı olacak mı olmayacak mı, orasını bilemeyeceğim.

Kayserispor-Galatasaray maçı da akşam 21'de. Sıkı maç olacak, onu da kaçırmamak gerek...

*Yüksek çözünürlüklü versiyonu için fotoğrafın üstüne tıklayın...

Rodrigo Tabata - Semih Şentürk - Selçuk İnan

TSL'de Bobo'dan sonra ikinci golüne ulaşan isimler Tabata, Semih Şentürk* ve Selçuk İnan oldular. Bu isimlerden ikisinin orta saha oyuncusu olması dikkat çekici bir detay.

Gaziantepsporlu Rodrigo Tabata bu senenin en efektif yabancı transferlerinden biri olduğunu bize net bir şekilde gösteriyor. Fenerbahçe'yi ilk haftada yıkan golü attıktan sonra Ankaraspor'u da boş geçmedi. Şutlarıyla, paslarıyla gerçekten etkili bir ofansif orta saha. Bir diğer ilginç yönü de Brezilyalı olmasının yanında Japon kökenli olması. 1980 doğumluymuş, daha genç olsa avrupa için güçlü bir şansı olabilirdi.

Semih Şentürk kaldığı yerden devam ediyor, Fenerbahçe onu oynatmakta ne kadar isteksizse o golleriyle kendisini oynattırmakta o kadar ısrarlı. Büyük saygı duyduğum bir oyuncu, özellikle Fenerbahçe gibi yerli oyunculara hakettiği değeri vermemekte ısrar eden bir kulüpte. Fenerbahçe'nin altyapıdan çıkan ve düzenli oynayan en son oyuncusunun Müjdat Yetkiner olması oldukça yeterli bir veri sanırım bu konda. Bu sene 20 golü rahat bulur Semih TSL'de, Avrupa'yı da boş geçmez.

Son oyuncumuz ise geçen hafta da kendisinden söz ettiğimiz Selçuk İnan. Oyunun iki yönünü de oynayabilen orta saha oyuncuları türk futbolunda çok ender görülüyor, Selçuk ta onlardan biri. Mehmet Topal, Gökhan Gönül gibi sık yetişmeyen oyuncu tiplerinin son örneği. NBA scoutları bu tarz oyuncular için "came out of nowhere" derler ama aslında Selçuk İnan bana göre bağıra bağıra geliyordu Dardanel'den beri. Galatasaray'da çok görmek istediğim bir oyuncuydu, Mehmet Topal'la beraber müthiş bir ikili oluşturabilirlerdi, olmadı. Trabzonspor'un yıllardır esas problemi olan üç büyüklerden arta kalmamış kaliteli türk oyunculara sahip olamayışını bir nebze kırdı Selçuk İnan. Umarım formda girdiği sezonda devamını getirir, biz de zevkle takip etmeye devam ederiz.

*Sonradan gelen edit: Semih'in ilk golüydü bu, diğer golü Partizan'a attı hafta içi. Düzeltme için Onur arkadaşa teşekkürler...

Gençlerbirliği, Avustralya ve Premier Lig

Josip Skoko, Mile Sterjovski* ve Nick Carle. Bu oyuncuların ortak özelliği Gençlerbirliği üzerinden İngiltere'ye transfer olmaları. Gençlerbirliği'nden sonra Skoko Wigan'a, Sterjovski Derby Country'ye, Carle ise Bristol City'ye geçti. Bu durum Avustralya'da Gençlerbirliği'nin marka değerini arttırdığından olsa gerek, bu akım Bruce Djite'yle devam etti bu transfer sezonunda.

Bruce Djite Twente gibi bir kulüp tarafından istenirken Gençlerbirliği'ni tercih ediş sebebini Avrupa'da kendisini kanıtlamak olduğunu söylemişti ilk röportajında. Burdan Gençlerbirliği'nin kurduğu Avustralya-EPL hattının ne kadar doğru bir strateji olduğunu anlıyoruz. Keşke diğer kulüplerimiz de saçma sapan yabancı transferleri yapacaklarına bir Benfica, bir Rennes, bir Gençlerbirliği gibi transfer stratejisine sahip olsalar, belki o zaman Turkcell Süper Lig gerçekten bir gün ismini hakeden bir lig olur.

Peki diyeceksiniz Djite transfer olalı yıl oldu, bu yazının sırası mıydı? Bu yazıyı tetikleyen gelişme ise bir başka Avustralyalı , Newcastle United'lı James Troisi'nin yarın Gençlerbirliği'yle sözleşme imzalayacak olması.

Gençlerbirliği uzun süre sonra doğru işler yapıyor yabancı transferinde, Cavcav duraklama devrinden çıkıyor mu acaba?

*Sterjovski Gençlerbirliği değil, OFTAŞ'taydı, yersen...

Galatasaray ve Superleague Formula (?)

Dünyada yaklaşık 100 milyon kişi tarafından izlenmesi beklenen Superleague Formula'nın ilk yarışının antreman turları dün yapılmış, Galatasaray 4. sırayı almış. Bugün ise sıralama turları var ama kimseden ses seda yok; ne medyadan, ne de Galatasaray yönetiminden herhangi bir bilgilendirme girişimi var.

Medyanın ilk günden beri ilgisizliği malum, Galatasaray'ın davet edilmesinden pek hoşnut olduklarını sanmıyorum açıkçası ama Galatasaray yönetimi armut toplamakla mı meşgul? Steaua mağlubiyetinin hayal kırıklığını dağıtma amacıyla ertesi gün Baros'a imza attırmayı akıllarına getirenler orda oturan Mümtaz Tahincioğlu'na da bu konuda bir iki kelam ettirmeyi düşünebilselerdi keşke.

Yarışları Show TV ve Galatasaray TV verecekmiş. Şu ana kadar hangi takımların katılacağı dışında konsept hakkında tam bir bilgim yok. Tek yarışçı mı olacak, yoksa Jason "the babasının oğlu" Tahincioğlu da yarışacak mı mesela, bu benim için çok önemli. Bilgisi olan geri dönüş yaparsa çok iyi olur.

Bellinzona - Metalist - PSG

Gerçekten gönlüme göre eşleşmeler oldu. Galatasaray ve Beşiktaş için ilk tercihim, Kayserispor için ikinci tercihim oldu. Can Bartu sağlam kura çekti.

Aşağıda da bahsettiğim gibi Napoli ve Liege ilk tur için fazla zorlu ekipler. Honka ise saha koşulları vs. sebebiyle tercih edilmeyecek bir ekip. Bellinzona NEC'e göre daha zayıf bir ekip, tam istediğim kura oldu Galatasaray adına. Hayırlı olsun, iki galibiyet bekliyorum burdan.

Beşiktaş'ın grubunda ise çok zayıf bir ekip yoktu, belki biraz İrlanda ekibi. Ülke puanında birebir rakibimiz olan Ukrayna'nın 3.sü bizim 3.müze çıktı. Beşiktaş Metalist'i elediği takdirde Ukrayna'yı geride bırakmamız çok daha kolay olacak.

Kayserispor ise grup seçimlerine çok dezavantajlı başlamıştı. Sevilla, Portsmouth, Sampdoria gibi ekipler arasında PSG yine de tercih edilebilir olanıydı. Kayserispor favori olmasa da turu geçmesi büyük sürpriz olmaz. Hücum gücü olarak gayet yeterli bir ekip Kayseri, iyi bir savunmayla yeni kurulmuş bir ekip olan PSG'yi geride bırakabilirler. Ayrıca belirtmeden geçmek olmaz, Kezman'dan bildik performanslarından birini bekliyoruz yine...

Diğer eşleşmeler için;


Kura Çekimi || Galatasaray - Beşiktaş - Kayserispor

UEFA Kupasındaki temsilcilerimizin kuraları saat 14'te çekiliyor. Muhtemel rakipler ise yeni belli oldu.

Galatasaray'ın Muhtemel Rakipleri

SSC Napoli (ITA)
R. Standard de Liège (BEL)
NEC Nijmegen (NED)
AC Bellinzona (SUI)
FC Honka Espoo (FIN)

Seribaşı olmayan bir grup için oldukça güçlü bir beşli gibi duruyor ilk bakışta. Napoli'nin kurduğu kadro göz önünde bulundurulursa Galatasaray'a transit geçmesi en büyük arzumuz. Standard Liege'in iki gün önce Liverpool'a çektirdiklerini göz önünde bulundurursak ilk tur için pek rahat bir kura olmaz.

NEC ve Bellinzona ise en uygun rakipler gibi duruyor, hem ulaşım rahatlığı hem de yayın imkanı olarak. Honka ise bir Finlandiya ekibi, kendimi bildim bileli ters gelmiştir kuzey takımları Galatasaray'a taa Göteborg'tan beri. Çıksa üzülmem ama benim tercihim değil en azından.

Beşiktaş'ın Muhtemel Rakipleri

FC Zürich (SUI)
FCU Politehnica Timisoara (ROU)

FC Baník Ostrava (CZE)

FC Metalist Kharkiv (UKR)

Saint Patrick's Athletic FC (IRL)


Galatasaray'ın rakiplerine oranla daha dengeli bir grup bu. Çok zayıf bir ekip olmadığı gibi Beşiktaş'a denk veya daha güçlü bir ekip de yok. Hepsi birbirine eşit gibi geliyor ancak Metalist'e puan vermeden eleme fikri ülke puanı açısından gayet hoş gözüküyor. Zürih te yayın imkanı açısından iyi bir seçenek olabilir.

Kayserispor'un Muhtemel Rakipleri

Sevilla FC (ESP)
FC Rapid Bucureşti (ROU)
Paris Saint-Germain FC (FRA)
UC Sampdoria (ITA)
Portsmouth FC (ENG)

Kayserispor'un kura şanssızlığı bu sene de devam ediyor. 2 sene önce onca takım arasından formda bir AZ Alkmaar'ı seçmişlerdi, bu sene o kurayı bile aratacak seçenekler var önünde. Rapid Bükreş yine de en uygunu, geçen senelere göre düşüşteler. Diğerleri 5 büyük ligin orta üstü takımları. Sevilla ve Portsmouth'u biraz daha ayırıyorum, inşallah onların yakınından geçmeyiz. Sampdoria ve PSG ise favori olur Kayseri karşısında. Çok yazık oldu bu gruba düşmesi Kayserispor'un.

Diğer kategoriler ise şöyle;



Ülke Puanımız #3

Bizim açımızdan çok verimli oldu UEFA ön elemeleri. Yunanistan iki, Ukrayna ve İskoçya birer takımına veda ederken Beşiktaş'la iki galibiyet çıkarıp firesiz devam etmeyi bildik.

UEFA Kupası biraz da şansın yanınızda olması gereken bir turnuva. Oldukça zorlu ekiplerle dolu bir yolda ilerleme şansınız da var, ön elemede elenmek üzereyken gruplardan çıkmanız da. İşte bu yüzden ülke puanındaki birebir rakiplerimizin temsilcilerinin elenmesi çok önemli.

Ukrayna ilk firesini Dnipro'yla verdi ki takım puanı olarak küçümsenmeyecek bir puana sahip Dnipro. Bu açıdan oldukça önemliydi. Şu an bizim yaklaşık 0.8 puan önümüzdeler ancak Kayseri'nin geçeceği her tur bu farkın kapanmasında önemli rol oynayacak.

Bir diğer rakip İskoçya ise adadan çıktığına bin pişman desek yeri. Glasgow Rangers gibi bir takımı kaybettikten sonra daha UEFA ön elemesinde Quenn of the South'u da kaybettiler. Ümit bağladıkları iki takım Celtic ve Motherwell, eğer Motherwell de UEFA'da çok başarılı olamazsa iskoçlar için son 5 yılın en kötü puanının geleceği bir sır değil.

Yalnız bu yazımda rakiplerimizden başka bir ülkeyi daha değerlendirmek istiyorum, o da Kıbrıs Rum Kesimi. Cidden tarihi bir iş başardılar, elemelerdeki 3 takımı da avrupada yoluna devam ediyor. 24. sıradaki bir ülke için daha iyisi düşünülemezdi. Üstelik bu takımların birisi de Şampiyonlar Ligi'nde. Şu ana kadar fire vermeyen sadece 11 ülke olduğunu düşünürsek (ki birisi de biziz) ne kadar büyük bir iş başardıklarını daha iyi görebiliriz sanıyorum.

Son olarak bize değinelim. Beşiktaş beklenileni yaptı ve elemelerden çıkarılabilecek maksimum puanı çıkardı. Bu turlarda mümkün olduğunca az kayıp vermek ilerleyen aylarda oldukça işimize yarayacak. Bu açıdan kutlamak gerekli Beşiktaş'ı.

UEFA Kupası birinci tur kuraları da bugün 14'te çekilecek. Olabildiğince az fireyle üç temsilcimizin de gruplara kalabileceği eşleşmeler en büyük dileğimiz...

Dnipro - AEK - Aris - Gent

İki hafta önceki maçlarda yaptığımız değerlendirmede sürpriz sonuçlara imza atan takımlardan bahsetmiştik, bu sefer de elenmesi sürpriz olan takımlardan söz edelim. Aslında bu ekipleri seçmenin temel nedeni kendinden güçsüz ekiplere elenmeleri kadar ülke puanı klasmanında rakip olan ülkelerin takımları olmaları.

Bizim açımızdan gecenin en önemli sonucu Ukrayna'nın hatrı sayılır ekiplerinden Dnipro'nun zayıf İsviçreli ekibine 2-1 mağlup olup avrupaya veda etmesi oldu. ŞL ön elemelerinde aldıkları başarılı sonuçlardan sonra önemli bir darbe oldu bu Ukrayna'ya. Bizim için yararlı bir sonuç olduğunu söylemeye gerek yok.

Rumlar Yunanlıları doğduklarına pişman ettiler bu sene. Anorthosis'in ŞL gediklisi Olympiyakos'u gruplardan etmesinden daha büyük bir deprem yaşadı Yunanistan, bu gece itibariyle AEK avrupa kupalarında yok. Politik meseleleri transit geçersek (ki öyle olmalı) rumları takdir etmemek mümkün değil. Şampiyonlar Ligi'ne takım soktular ve AEK gibi bir devi geçip UEFA Kupası birinci turuna Omonia'yı yolladılar. UEFA sıralamasında ilk 20'de yer almayan bir ülke için muazzam bir olay. Diğer rum temsilcisi Apoel de Kızılyıldız'ı elemek üzereyken 90+ larda golü yedi, şu anda uzatmalar oynanıyor.

Diğer elenen yunan ekibi ise geçen sene gruplarda mücadele eden Aris. O da tanıdık bir ekibe, geçen sene ön elemede Galatasaray'a iki maçtada 2-1 yenilip elenen Slaven Koprivnica'ya 1-0'lık avantajla konuk olmalarına rağmen 2-0 yenilip saf dışı kaldılar. Yunanistan için tehlike çanları çalıyor ülke puanı adına.

Son bahsedeceğim takım ise Gent. Aslında Belçika geçen sene rakibimiz olmaktan hayli uzaklaşmıştı, bu sene en önemli ekipleri Anderlecht'in daha ŞL 2. ön elemesinde avrupadan kopmasının ardından Gent'i de UEFA ön elemesinde kaybettiler, Kalmar adında bir İsveç takımından 4 yedi Gent. Belçika'nın bundan sonra ilk 15'te tutunması zor, büyük bir düşüş bekliyorum onlardan.

Fenerbahçe - Arsenal - Porto - D.Kiev

Şampiyonlar Ligindeki temsilcimiz Fenerbahçe ortalamanın üzerinde bir kura çekti, Meleke'nin de dediği gibi ilk 3 torba geçen sene gruplardan çıkan takımlardan oluşuyor. 4. torbadan da çok zayıf bir ekip gelmedi. Fenerbahçe'nin zayıflayan orta sahası bu grupta önemli rol oynayacak. Aragones çift forvet oynarsa Fenerbahçe 3. maçlarda kepenk indirir, geçen seneki sistemi devam ettirirse 6-7 civarı bir puanla UEFA'ya gider düşüncesindeyim.

Diğer gruplarda ise ortalama bir manzara var, çok güçlü takımların birbirine girdiği gruplar yok. Real-Juve'li H grubu belki biraz. En çekişmeli grup ise kesinlikle D grubu, kimin ne olacağı belli değil, izlemesi zevkli olacak.

Grupların tamamı ise şöyle;

Ülke Puanımız #2

Ülke olarak ŞL'ye iki sene üstüste 2 takımla katılmışlığımız yoktu, bu sene ümitliydim ama gelenek devam etti. Bundan sonra 2.lerin de zorlu ön elemelerden geçeceğini varsayarsak bir daha ne zaman gerçekleşir, kestirmek zor.
Ukrayna çıkışını sürdürüyor, iki takımla ŞL'ye katılmakla kalmayıp günü 2 galibiyetle kapadılar ve ülkelerine bir gün içinde 2 puan kazandırdılar. Shaktar da D.Kiev de 4. torbada yer alıyor yalnız, biraz da şansın yardımıyla grup sonuncusu olacakları bir kura çekmeleri çok zor değil. İkisinin de gruplarda elenmesi oldukça işimize gelir.

Önümüzdeki senelerde rakiplerimizden olacak olan Hollanda ve Portekiz de birer temsilcisini kaybetti ŞL'de. Guimares az kalsın başarıyordu ancak Twente Arsenal duvarına tosladı. Bu iki ekip te Galatasaray gibi UEFA yolunu tutanlardan.

Alt tarafta ise Yunanistan en güçlü temsilcisi Olympiyakos'u şok bir sonuçla kaybetmiş durumda. Belçika ise en vahim durumda olanı, 2. ön elemede Anderlecht'in avrupa dışı kalmasından sonra umut bağladıkları Liege'in de Dirk Kuyt'ın 118. dakikadaki golüyle elenmesiyle yıkıldılar. Belçika için gelecek hiç iyi görünmüyor. İsviçre ise çok uzun bir aranın ardından ŞL'de temsil edilecek Basel'le.

Bu gecenin sonunda tekrar bir değerlendirme yapacağım UEFA sonuçları gelince, şimdilik yeterli bu değerlendirme...

Laf Oldu, "Torba" Doldu

Laf olsun torba dolsun demiştik ilk yazıda, şimdi "di'li geçmiş zaman" kullanma zamanı. Galatasaray'ın Steaua'yı eleyememesine rağmen A. Madrid'in Schalke'yi geçmesi ve Anorthosis'in müthiş sürprizi Fenerbahçe'ye 3.torba yolunu açtı. Peki 3. torbanın ne gibi bir getirisi var?

1- Prestij: 3. torba demek avrupada belli bir noktaya erişmek demek, 5 sene üstüste avrupada ufak çapta da olsa bir şeylerin doğru gittiğinin bir işareti
2- Kura: Bu sene geçen senelere göre daha da avantajlı bir torba bu, Anorthosis, Borisov, Aalborg veya Cluj gibi bırakın ŞL'yi UEFA gruplarına kalması bile sürpriz sayılacak ekiplerden biriyle eşleşme ihtimali %50. Bu da gruplardan çıkamayacak durumda kalınırsa 3. lük için bir avantajı elinde bulundurmak gerek.

Şimdi bir de torbalara göz atalım;Dediğim gibi, 4.torba belki de hiç olmayacak kadar dengesiz bu sene. Tarihin en kolay kuralarından birini de seçebilirsiniz, A. Madrid veya Fiorentina'yı da. Galatasaray'ın 2003'te bir R. Sociedad tecrübesi vardı hatırlarsanız. 3. torba ise bana göre en dengeli torba, Marsilya'dan Fenerbahçe'ye kadar. Birinciyle sonuncu arasındaki takım puanı farkı sadece 12. 2. torbada Bayern gibi Juve gibi pek bulaşmak istenmeyecek ekiplerin yanında Lizbon gibi, PSV gibi çekilmesi arzulanacak ekipler de var. Bence Fenerbahçe'nin gruptaki kaderini bu torbadan gelecek takım belirleyecek. 1. torba ise her zamanki gibi. En düşük puanlı takımın Real Madrid olması her şeyi anlatıyor zaten.

2. ve 4. torbadan gelecek ekipler Fenerbahçe için oldukça önemli. Bugün saat 19'da başlayacak kura çekimi.

* Dün gece yazmayı planlıyordum ancak Liverpool'un uzatmalarını izlerken uyuyakalmışım, spikerin golü atan Kuyt'ı Torres sanması hatırladığım en son şey.

Anorthosis - Aalborg - BATE Borisov #2

Hakikaten büyük sürprizler. Şampiyonlar Ligi gibi bir organizasyonda aynı sene üçünün de boy gösterecek olması tam bir mucize, buna Romanya şampiyonu Cluj'u da katmak gerek. 3. torba takımları için (ki bunların içinde an itibariyle Fenerbahçe de var) oldukça şanslı bir sene, gruptan çıkamasalar bile 3.lük şansları yüksek olacak.

Bu üç takım haricinde tur atlayan takımlar ise büyük bir mucize olmazsa şöyle;

Dinamo Kiev, Steaua Bükreş, Fenerbahçe, Basel, A.Madrid, Shaktar, Marsilya, Anorthosis, Fiorentina, Arsenal, Liverpool*

Liverpool'un maçı an itibariyle 0-0, her an her şey olabilir.

Steaua Bükreş 1-0 Galatasaray || Merhaba UEFA

Kısır bir maç ve tek gol. Kewell'ın direğinde ve Nicolita'nın ofsayt golüyle tükenen ümitler. Yapacak bir şey yok Galatasaray adına, kaliteli ama 2 haftalık bir ekip yıllardır beraber oynayan bir takıma elendi. 10 küsür sene önceki Galatasaray'ı gördüm Steaua'da.

Maçın teknik analizini yapacak durumda değilim çünkü doğru dürüst izleyemedim maçı dışarı çıkamadığım için. Görebildiğim kadarıyla pozisyonsuz kilitlenmiş bir maçın 0-0 giderken Nicolita'nın golüyle fiilen bittiği. Bir cümle yeter şimdilik, "Sopcast kesikti, çalışamadım hocam" deyip çıkalım işin içinden.

Turu kaybettiren ilk maçta 13. dakikada skor tabelasında 0-2 yazmasıydı, bunun sebepleri malum. Bundan sonra UEFA'da bir şeyler yapmaya çalışacak Galatasaray. Kura ayın 29'unda...

Steaua Bükreş - Galatasaray || Maç Öncesi

Galatasaray açısından sezonun en kritik maçı. Şampiyonlar Ligi'ne girmenin getirileri kadar doğru ve yerinde transferlerin yarattığı özgüvenin sürmesi açısından da önemli. 20.45'te Bükreş'te başlayacak maç bütün soruların cevabını verecek bizlere.

NTV Spor'un ve Lig TV'nin hemfikir olduğu ilk 11 ise şöyle;


---------------Aykut--------------

-Tobias--Servet---Meira--Hakan--

-----------Topal--Ayhan-----------

----Arda-----Lincoln----Kewell----

--------------Nonda----------------

Son iki maçtır benzer bir dizilişte oluşan bir 11 görüyoruz ama hepinizin farkettiği gibi değişik bir isim var ilk 11'de, Tobias Linderoth. Sağ bekte yararlanmak istiyor Skibbe ondan, başarılı olabilecek mi, göreceğiz. Ben ise bu hamleyi oldukça doğru bulanlardanım. Sabri Sarıoğlu'nun da sakatlanmasının ardından o bölgede emaneten bile oynayan bir oyuncu kalmadı. Ben Barış Özbek'i orda değerlendirebileceğini düşünüyordum ancak onun da kademe anlayışı bir kanat savunucusu için oldukça yetersiz. Oyun bilgisi, zekasıyla o bölgeyi kapatabilecek tek isimdi kadroda Tobias Linderoth ancak kafalarda soru işareti oluşturan kısmı son resmi maçına Bordeaux deplasmanında çıkması. Maç eksiği çok büyük bir problem yaratmazsa İsveçli o bölgenin hakkını verecektir.

İlk 11 aslında beklenildiği gibi. Harry Kewell sol kanatta başlıyor, Arda Turan sağ tarafa kaydırılmış ancak ben bu bölgede sabit oynayacağı kanısında değilim. Bu maçta hırslı olmasını beklediğim isimlerin başında geliyor Arda Turan, Euro 2008'de gösterdiği performanslardan birini daha gösterecektir bu maçta.

Shabani Nonda yine ileri uçta yer alacak isim, performansı maça direk etki edecek oyuncuların başına geliyor. Onu arkadan destekleyecek isim ise Lincoln. Denizlispor maçında geri dönüş için oldukça istekli olduğunu gösterdi. Son zamanlarda kendisine karşı oluşturulan ön yargıyı kırma fırsatını bu maçta kullanmak isteyecektir Lincoln, tam da zamanı zaten.

Orta saha ise Mehmet Topal, Ayhan Akman ikilisine emanet. Uzun süredir beraber oynayan tek ikili onlar Galatasaray'da, ortak oyun tecrübesi yüksek olan bu ikili Bükreş akınlarını durdurup topu ofansif orta sahalara aktarmakla görevli olacak.

Defansta ise Servet-Meira-Hakan üçlüsü olacak Tobias Linderoth'un yanında. Kontra ataklara karşı tetikte olmaları gerek, Bükreş'in ana stratejisinin bu olacağını bilmek için müneccim olmaya gerek yok.

Kaledeki Aykut'a ise güveniyorum dersem yalan olur, ortalama bir performans göstermesi bence yeterlidir Aykut'un. (Hoş, halı sahada Bükreş maçındaki hatasını yaptım dün, karmanın bu kadarı)

Beraberliğin Bükreş'e turu getirecek olması büyük handikap, o yüzden %60lık payı Bükreş'e vermek doğru olacak ancak Galatasaray bu maçı kazanabilecek güçte. Eğer öne geçmeyi de başarırsak turun geleceğini düşünüyorum. Skor tahminim ise 2-1 Galatasaray'ın lehine. Ankete göre blog okuyucuları da benle hemfikir gibi ancak Galatasaraylıların biraz subjektif davranmış olabileceğini de belirtmeden geçmeyelim. :)

Aslında Fenerbahçe maçını da detaylı olarak değerlendirmek istiyordum ancak iki maçın saati çakışıyor, yani maçı izleyemeyeceğim. Fenerbahçe büyük bir avantaja sahip tur için. Sürpriz faktörünü ise Partizan kendi sahasında ilk yarıda kullandı, bunda başarılı bile olsa istedikleri skoru alamadı. Fenerbahçe kötü oynasa bile bir şekilde yenilmez Partizan'a ve turu geçer. Skor tahminim ise 1-1.

İşin en zor kısmı ise beklemek. Başlasın şu maçlar artık...

De Şampiaaans dı dıt dıt dıt dııııt !

Kimsenin gelemediği, gelip te dönemediği, dönüpte rüzgara mazur kaldığı bir stadtayız bu hafta. Şampiyonlar Ligi heyecanı tüm futbolseverleri sarmışken hafif gülümseten bir giriş yapalım Şampiyonlar Ligi gününe.

Şahan Gökbakar "bohuhuhuy" efektlerinden daha fazlasını yapabildiği dönemden bir skeç. Metin Tok 2005 ŞL finali öncesi olimpiyat stadında. Hala izleyip yerlere yatabildiğim bir skeçtir bu, 3-5 ayda bir aklıma geldikçe izlerim.

Galatasaraylılar için işin manidar tarafı ise o efsanevi finalde Liverpool'un ileri ikilisini oluşturan Harry Kewell ve Milan Baros'un şu an Galatasaray'ın kadrosunda olması.

(Sonradan gelen edit: Parma Maniac'ın da dikkatini çekmiş bu detay, benden önce yazdığı için yanlış anlaşılma olmasın istedim.)

Skeci izlemek için;
http://www.youtube.com/watch?v=bbO05pBQQqc

Milan Baros Galatasaray'da!

Uzun süredir dillere destan olmuş bir hikaye Galatasaray'ın forvet transferi. Resmen sonuçlandı bu arayış, Milan Baros'la üç yıllık sözleşme imzalanmış. Yönetim forvet adayları konusunda baya yüksekten uçtuğu için birçoklarının burun kıvırabileceğini düşünüyorum ama transferi gerçekleşmesi mümkün olan oyuncuların en iyilerinden birisi bence Milan Baros.

Henüz 27 yaşında (Galatasaray'ın en genç yabancı oyuncusu), seri ,hızlı ve adam eksiltebilen bir oyuncu. Her vurduğu gol olur denebilecek bir bitiriciliği olmasa da Galatasaray gibi bol pozisyon bulan bir takımda gol sayısını hatrı sayılır bir biçimde arttıracağından şüphem yok. Ümit Karan ve Nonda'dan farklı bir oyun stili var, bu da çift forvet oynanacağı zaman Galatasaray'a yeni alternatifler yaratıyor.

Galatasaray forumlarının beklentisi olan Alfa mıdır, bilemem ancak en kötü ihtimal B+ alır benden Baros.

Ancak sadece forvetliğiyle gündeme gelmeyecektir Baros basında, ilginç bir parti anlayışı var Baros'un. Gerçek tercihi mi yoksa sadece muzur bir herif mi bilemem, beni de fazla alakadar etmiyor açıkçası. Ortaya çıkmadan biz yazmış olalım en azından.

Lig TV ve Bundesliga



Blog Bülteni #2

Harry Kewell - Selçuk İnan - Bobo

Başlıktaki ilk iki oyuncu yeni takımlarıyla çıktıkları ilk maçlarda golle tanışan iki orta saha oyuncusu. Bobo ise Beşiktaş'ın son 10 dakikada yaptığı geri dönüşün mimarı. Turkcell Süper Lig'e iyi girdiğini söyleyebileceğim oyuncuların başında geliyorlar.

Harry Kewell Liverpool'da son iki sezonda yaşadığı sakatlıklar yüzünden bazı futbolseverlerin kafasında soru işaretiyle girdi sezona ancak oynadığı 120 dakikada yaptıkları bu işaretlerinin büyük bölümünü gidermiş gibi. Sol kanattan içeri girip attığı goller bu senenin Kewell açısından hem gol hem de oyun olarak geçmiş senelere göre daha iyi geçeceğinin bir göstergesiydi. Ancak Galatasaray'a biyonik adam diye gelenlerin bile başına gelenleri gördükten sonra insanın içinde bir korku olmuyor değil. Bükreş maçında gol serisini devam ettireceğini umuyorum.

Haftanın en güzel golünü atan oyuncu ise kesinlikle Selçuk İnan'dı. Çanakkale Dardanel'den beri takip ettiğim bir oyuncu olan Selçuk'un üç büyüklerden birine transfer olmaması beni çok şaşırttı açıkçası, Trabzonspor çok iyi bir iş çıkardı Selçuk transferinde. Trabzon kariyerine ise müthiş bir golle başladı Selçuk, alışkın olduğumuz uzak mesafeden isabetli şutlarından birini Ankaraspor ağlarına göndermiş. Selçuk İnan için Manisa'yla her konuda anlaşıp Emre Belözoğlu sebebiyle vazgeçen Fenerbahçe yönetiminin kafalarını duvarlara vurması yakındır.

Listedeki son oyuncu ise diğerlerinden farklı olarak yeni bir oyuncu değil yukarda da belirttiğim gibi. Bobo gösterdiği performansla bu haftanın değerlendirmesinde kendine yer buldu. İlk goldeki çabası, kendini yırtması belki de maçı getiren en önemli andı. Daha sonra bu çabasının üstüne iki gol daha atıp Antalya'ya soğuk duş yaşattı. Beşiktaş defansı hiç iyi sinyaller vermiyor, bu defans hattıyla zirveye oynaması çok zor, her maç o golü kaçıracak bir Serge, 10 dakikada 3 gol yaratacak bir Bobo bulamayabilir Beşiktaş.

Haftanın diğer dikkat çeken oyuncuları Gaziantepspor'dan Tabata ve Murat Ceylan, Kocaelispor'dan Jestroviç ve Denizlispor'dan İsmail'di. Gaziantepspor yıllardır isabetli yabancı transferi yapamıyordu, Tabata'yla şeytanın bacağını kırmış gözüküyorlar. Murat Ceylan "Scout GS" yazılarından tanıdığım bir oyuncuydu, çıplak gözle izlediğim ilk karşılaşmada olumlu bir izlenim yarattı bende. Bir diğer isabetli transfer ise Kocaelispor'un forveti Jestroviç. 2. Fatih Terim döneminde Galatasaray'la ismi çok geçmişti ancak transfer bir türlü gerçekleşmemişti. Son vuruşları iyi, güçlü bir forvet oyuncusu. Piyasası düşmüşken Kocaelispor Türkiye'ye getirmiş, şapka çıkarılacak transfer. İsmail'i ise Galatasaray maçında gördüm, fizikli ve seri bir oyuncu. Önümüzdeki maçlar için o da izleme listeme girdi şimdiden...

Galatasaray 4-1 Denizlispor || TSL Başladı

Öncelikle her maç öncesinde ve devre arasında yazdığım yazıları bu maç için yazamadığım için üzgünüm. Gözümle ilgili önemli bir problem yaşıyorum ve bu yazıyı yazarken bile oldukça zorlanıyorum aslında. Sürc-i lisan edersek affola diyelim şimdiden.

Galatasaray'ın maç kadrosu

-------------Aykut-----------

-Sabri-Servet--Meira--Hakan-

---------Topal--Ayhan--------

---Hasan---Lincoln---Kewell--

-------------Nonda-----------

Kayserispor maçının 2. yarısında gördüğümüz Galatasaray kaldığı yerden devam eder bir görüntü çizdi maçın başında. Pas alışverişleri oldukça başarılıydı. Bu ofansif olarak ta takıma yansıdı ve Galatasaray önemli pozisyonlar yakalamaya başladı. Bu bölümde ofansif orta sahalar Lincoln,Kewell ve Hasan çok etkili bir görüntü çizdiler, takımın geneli de onlara ayak uydurdu. Ancak Galatasaray Hasan'ın güzel ortasında Harry Kewell'la golü bulduktan sonra etkili oyun kendini "ilk yarı bitse artık" felsefeli, rölanti bir futbola bıraktı. Aykut'un yan toplardaki başarısızlığı yine kendini gösterdi ve bu bölümde Denizlispor duran toplarda etkili oldu ve bu da 43. dakikada beraberliği getirdi oyuna.

İlk yarı böyle bittikten sonra ikinci yarının Galatasaray adına oldukça sıkıntılı geçeceği kesindi. Hasan Şaş'ın yerine Arda Turan'ı oyuna alan Skibbe oyunu çözmeyi planlıyordu ancak iki takımın da planlarını değiştiren olay Murat Karakoç'ın gördüğü kırmızı karttı. Bu oyunun iyice Denizlispor yarı sahasına yığılmasına ve oyunun kilitlenmesine sebep oldu. Ceza sahasının 5 metre önüne kadar rahatlıkla gelen Galatasaray 10 kişilik etten bir duvara çarpıp geri döner bir görüntü çiziyordu ancak Hakan Balta müthiş bir vuruşla maçın Galatasaray galibiyetiyle biteceğini ilan etti. Bundan sonra gelen gollerin Lincoln'e 1 gol 1 asist istatistiği kazandırmaktan başka bir önemi yoktu.

Galatasaray Bükreş maçına daha iyi konsantre olacaktır ancak bu yeterli olacak mı, hep beraber 4 gün sonra öğreneceğiz.

*Detaylı bir yazı yazamadığım için üzgünüm, maçı bile zorla seyrettim inanın...

TSL 2008-2009 Sezonu Başlıyor


Şampiyon Galatasaray'la Denizlispor yarın Ali Sami Yen'de TSL'nin 51. sezonunu açıyor. Maç saat 19'da. Maç programının tamamı ise şöyle;

23 Ağustos Cumartesi

19.00 Galatasaray-Denizlispor (Ali Sami Yen)
21.00 Sivasspor-Kayserispor (Sivas 4 Eylül)
21.00 Hacettepe-Bursaspor (Ankara 19 Mayıs)
21.00 İstanbul Büyükşehir Belediyespor-Eskişehirspor (Atatürk Olimpiyat)
21.45 Gaziantepspor-Fenerbahçe (Gaziantep Kamil Ocak)

24 Ağustos Pazar

19.00 Trabzonspor-Ankaraspor (Hüseyin Avni Aker)
21.00 Konyaspor-Ankaragücü (Konya Büyükşehir Belediyesi Atatürk)
21.00 Gençlerbirliği-Kocaelispor (Ankara 19 Mayıs)
21.45 Antalyaspor-Beşiktaş (Antalya Atatürk)


Bu sene Euro 2008 sebebiyle lig biraz geç başladı ama kimsenin şikayetçi olduğunu pek sanmıyorum. Bence futbol tarihimizin en önemli turnuvasıydı. Çok matah bir futbol mu oynadık, hayır ancak Türkiye milli takımı Euro 2008'de ortaya bir kimlik koymayı başardı. DK 2002'de bile bu kadar net bir fark koyamamıştık ortaya..

Mini bir Euro 2008 değerlendirmesinden sonra ligimize geri dönelim. Ligin yine Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş arasında geçeceğini söylemek çok zor olmasa gerek. Ben bu yarışta Galatasaray'ı yarım adım önde görüyorum, neden?

Galatasaray çok sancılı geçen bir sezona rağmen kendisini diğer takımlardan ayıran bir özellik kazanmayı başardı, derin yerli rotasyonu. Sene başında herkesin şüpheyle yaklaştığı bir Servet Çetin, Almanya 2.liginde küme düşmüş Essen'den gelen Barış Özbek ve Serkan Çalık, Antalyaspor'lu Volkan Yaman, Manisaspor'lu Hakan Balta ve Ankaragücü'nden Emre Güngör. Bu oyuncular zaten Türkiye'nin en geniş ve kaliteli yerli rotasyonuna sahip takımını bir üst seviyeye taşıdılar. Euro 2008'de edindikleri tecrübe de takıma olumlu yansıyacaktır.

Bunların üstüne yapılan yabancı transferleri ise bence çok doğru seçimler oldu. Harry Kewell sadece kanat rotasyonunu genişletmekle kalmadı, aynı zamanda bir çok bölgede oynayabilmesi sebebiyle Arda Turan'la beraber takıma ayrı bir dinamizm katma şansını da beraberinde getirdi. Ancak Galatasaray'ı Avrupa seviyesine getirecek transfer Kewell'dan ziyade Fernando Meira. Türk takımlarının baş belası olan geriden top çıkarma sorununa çözüm getirebilecek nitelikte bir stoperi Türkiye'ye getirebilmek gerçekten takdiri hak ediyor. Biraz şansın da yardımıyla Stuttgart'la yaşadığı sorunlar Galatasaray'ın bu transferi gerçekleştirmesini sağladı.

Ancak futbol sadece transfer değil, PES ya da FM oynamıyoruz. Bu oyuncuların takıma, sisteme, ülkeye uyumu ne kadar hızlı gerçekleşir, yeni yeni oturan bir takım olan Galatasaray'ın yanında futbol şansı olacak mı, hep beraber göreceğiz. Bu kadar ufak farkların olduğu bir ligde kimseyi favori ilan edemezsiniz.

Gelelim Şampiyonlar Ligi çeyrek finalisti Fenerbahçe'ye. Bundan 5 sene önce bunu bir Fenerbahçe'liye sorsanız muhtemelen gülerdi ancak ŞL'de çeyrek final görmüş olan Fenerbahçe sezon sonunda hocasıyla yollarını ayırdı. Hazır Galatasaray'ın "sağ bek laneti"nden bahsetmişken bu ŞL çeyrek finali lanetine de değinmezsek olmaz. Lucescu'dan sonra Zico. Avrupa başarısına alerjimiz var ülke olarak sanırsam. Hoş, Lucescu bir sene sonra ayrıldı ancak gönderilmesindeki temel nedenin 2001'de kaçırdığı şampiyonluk olduğu herkesçe biliniyor.

Fenerbahçe transferde bir ilke imza atıp bir "pichichi"yi TSL'ye getirmeyi başardı. Daniel Güiza Semih'le beraber Fenerbahçe'nin forvet hattını oluşturacak. Sözleşmesindeki serbest kalma maddesiyle almak ne kadar doğru, pazarlık yapılabilir miydi bilemem ancak şu an için önemli olan Fenerbahçe adına oynayacak olması. Kezman gibi bir fiyaskodan sonra son vuruşlarıyla isim yapmış bir forveti getirmek doğru bir hamle ancak Fenerbahçe'yi Galatasaray'ın yarım adım gerisinde kalmasını sağlayan yabancı kalitesinden ziyade bench derinliği ve yerli rotasyonu.

Fenerbahçe orta sahasının en önemli parçası olan Marco Aurelio artık Real Betis forması giyecek. Fenerbahçe orta sahasının son yıllarda Türkiye'nin en iyisi olmasını sağlayan en büyük unsurdu bence Aurelio. Fenerbahçe sisteminde her türlü pis işi yapan, bekler boşaldığında orayı dolduran, defansif olarak dünya çapında bir iş çıkarıyordu. Şimdi oluşan bu boşluğu doldurmak için çok isabetli bir transfer yapmak zorunda Fenerbahçe. Selçuk Şahin'le bu işi götürmeye çalışmak bana göre intihar demek.

Fenerbahçe yönetimi yerli rotasyonunun darlığını görmüş olacak ki bu transfer döneminde iki hamle yaptılar bu konuyla ilgili, Emre Belözoğlu ve Burak Yılmaz. Emre oyunun iki yönünü de hakkını vererek oynayabilen ancak kronik sakatlıklarla isim yapmış bir oyuncu. Biraz Harry Kewell transferine benziyor. Tutar mı tutmaz mı zaman gösterecek. Diğer transfer Burak Yılmaz ise forvet kıtlığı konusunda Fenerbahçe'nin elini rahatlatacak bir oyuncu. Yalnız Fenerbahçe Beşiktaş'ın düştüğü yanlışa düşüp onu sağ kanat alternatifi olarak görürse iki sene sonra bir anadolu takımında görürüz tekrar Burak'ı. Manisaspor'da bir forvet oyuncusu olduğunu üstüne basa basa gösterdi.

Fenerbahçe'nin en büyük avantajı ise oturmuş sistemi ve taktik düzeni. Aragones her ne kadar değişik bir varyasyon deneyecekse de defans hattı ve Alex-Semih ortaklığı hala sürüyor. Fenerbahçe'yi uzun süredir rakiplerinin önüne koyan kaliteli yabancı rotasyonu ise yerinde duruyor.Yeni gelecek olan defansif orta saha takıma çabuk uyum sağlarsa Fenerbahçe zirve yarışında öne geçmesi hiç sürpriz olmaz.

Beşiktaş ise defans hattını elden geçirerek giriyor sezona. Hamle doğru ancak bu transferlerle ilgili ortada dönen dedikodular pek hayra alamet değil. Noat SamisA'yla bu konu hakkında konuştuk ve bana hiç iyi şeyler söylemedi. Beşiktaş'ın acilen bu mantaliteye sahip insanlardan kurtulması gerekiyor, hem de çok acil.

Beşiktaş saha içinde Galatasaray ve Fenerbahçe'den aşağı kalır bir takım değil fakat saha dışı faktörler Beşiktaş'ın sırtında büyük bir kambur. Bunu en son terlik davasında'da da gördük. Beşiktaş'ta işlerin düzgün gitmesini sağlayabilecek bir unsur yok, ne başkan ne yönetim ne de menejer. Hatta işleri daha da karıştırmak için bütün gün beyin fırtınası yapıyorlarmış hissine kapılıyorum zaman zaman.

Beşiktaş'ta bu sene gördüğüm en akılcı hamle Rodrigo Tello'dan sol bekte yararlanma fikri. Noat'ı burda anmazsam ayıp etmiş olurum zira Tello geldiğinden beri kendini paralamakta bu adam sol bek oynasın diye. Defansif orta sahadaki alternatifsizlik geçen sene Beşiktaş'tan şampiyonluğu alıp götürmüştü, bu sene Uğur İnceman'la takviye edildi bu bölge. Ekrem Dağ, Tuna Üzümcü gibi alternatif isimler de transfer edildi. Sağ kanadı olmayan Beşiktaş için bu da doğru bir hamle denebilir ancak Tuna Üzümcü'nün Baki Mercimek'ten ne gibi bir fazlası vardır, meçhul.

Beşiktaş'ın bu sene 2.likle 3.lük arasında bir yer bulacağını düşünüyorum ancak arkası geçen seneden daha zorlu olacak. Yapılacak bir hatada Trabzon, Kayseri ve Sivas tetikte olacaktır.

Trabzonspor kadrosunu tamamen yenilemiş durumda. Alınan bütün oyuncular bir ihtiyacı giderecek kapasitede, açıkçası Galatasaray'da görmek isteyeceğim bir çok yerli oyuncuyu kadrosuna katmasını bildi Trabzonspor. Selçuk İnan, Giray Kaçar, Ceyhun Gülselam. Bu oyuncular Türkiye için çok önemli potansiyeller.Bu oyuncuların yanına Rigobert Song gibi bir defans ustası eklendi, Trabzonspor için çok önemli bir transfer olacaktır "SongFather".

Bu sezon Trabzonspor için oldukça sancılı geçecektir ancak uzun yıllardır ilk defa doğru yoldalar ve bu yolda ilerlemeye devam ederse 2-3 sezon sonra tekrar zirveye oynamaması için hiç bir sebep yok. Bu sene için alınacak bir UEFA Kupası bileti Ersun Yanal'ın öğrencileri için oldukça yeterli.

Transferleriyle dikkat çeken bir diğer takımsa Kayserispor. Gökhan Ünal'dan gelen parayı doğru bir şekilde harcadılar. Yabancılar Aghahowa, Olembe ve Puroviç üç büyüklerden birisi alsa neden aldın denmeyecek oyuncular. Mehmet Topuz'un liderliğinde 5.liğin üstüne atabilirler kendilerini bu sezon. Takibimde olacak takımlardan biri Kayserispor.

Diğer takımlar hakkında atıp tutmayı da isterdim ancak hiçbirini tam olarak izlemedim. Ligin 2-3 haftası geçtikten sonra dikkatimi çeken ekipler hakkında bir değerlendirme yaparım, şimdilik burda kalsın.

Turkcell Süper Lig, artık başlasın...

Galatasaray'ın Sağ Bek Laneti

F.Akyel, Sebastian Perez, Ümit Davala, Cesar Prates, Suat Usta, Cihan Haspolatlı, Uğur Uçar ve Sabri Sarıoğlu. Kimisi kronik sakattı, kimisi ileri gider geri gelmezdi, kimisi yeteneksizdi, kimisi karaktersiz. Galatasaray'da o mevkii adeta lanetlenmiş gibi bir türlü dolmadı. Hoş, Capone de aslında stoper kökenli bir oyuncuydu, Galatasaray sonrası kariyeri onun da parlak değildi. Cihan Haspolatlı faciası sonrası Uğur Uçar ilaç gibi gelmişti. Defans oyuncuları arasında asist kralıyken federasyonun yazdığı senaryoyu Batista oynadı, o gün bugündür o da kayıplarda. Sabri Sarıoğlu'nun bu işi kotarabileceğini iddia edenler vardı ama sonuç bana göre Cihan'ı bile mumla aratacak cinsten.

Yönetim yıllardır yaptığı yanlışın farkına varmış olacak ki sağ bek transferiyle ilgili açıklamalar ardı ardına geliyor. Skibbe sağ bek ve forvet lazım demiş, Adnan Sezgin de ikisi de alınacak diyor. Sağ bek için Lars Jacobsen'in adı geçiyor ama beklenmedik bir isim gelirse de şaşırmamak lazım. Bakalım "X" bu laneti kırabilecek mi?

Ercan Taner - Mert Aydın - Mehmet Arslan

Zaten beğenerek takip ettiğim bu üçlü bugünkü programda öyle güzel konuştular ki ümidimi tamamen kaybettiğim kokuşmuş spor medyası için bile ufak bir umut ışığı olduğunu gösterdiler izleyenlere.

Medyanın içindeki iğrenç durumu o kadar iyi özetlediler ve eleştirdiler ki ben kanepede uyurken duyduklarım sebebiyle uykudan kalkıp programı izlemeye başladım. Bu kendilerine "spor gazetesi" diyen paçavralardan söz ettiler ve hiçbir şeyden çekinmeden söylenmesi gereken her şeyi söylediler. Türkiye ilk olimpiyat altın madalyasını almışken bir gazetenin manşetinde Maniche olduğundan girdiler, TRT'nin tek kanal döneminde verdiği kısıtlı spor yayınlarının bile bugünkü spor medyasından kat kat iyi olmasına kadar girdiler. Mert Aydın "tuvalet kağıdı" bile diyecek sandım Fanatik ve Fotomaç'a. Saat 22.10'da NTV Spor'da tekrarı var. Bir imkanını bulun, seyredin.

Türkiye'de gerçek bir spor medyası olacaksa bu adamlar ve onlar gibiler sayesinde olacak.

How I Met Your Mother

Dün biraz yoğun geçti milli maçlar sebebiyle. Maç trafiği de hazır rahatlamışken ben de futbol dışı bir şeyler karalamak istedim bloga. Bundan sonra elimden geldiği kadarıyla izlediğim dizilerle ilgili değerlendirmeler yapmaya çalışacağım. Benim için yeni bir uğraş olacak dizi incelemeleri, bakalım.

Önemli Not: Bir miktar spoiler içerebilir dizinin içeriğini anlatırken. Emaneten de olsa uyarmış olayım, başımız ağrımasın sonra...

İnceleyeceğimiz ilk dizi benim listemde her daim bir numara olan "How I Met Your Mother". 2005'ten bu yana üç sezonu yayınlandı ve her bölümü en az 3-4 defa seyretmişimdir, bazı bölümleri ezbere bilirim. Lise zamanlarımda Coupling vardı, ondan daha iyi bir komedi dizisi izleyeceğimi sanmazdım ama emin olmamak lazım hiçbir şeyden.

Dizimiz Ted Mosby'nin çocuklarına anneleriyle tanışma hikayesini ve bunun öncesini anlatması temeline kurulu. Dizinin ana karakterleri esas oğlan Ted Mosby (Josh Radnor), onun en yakın arkadaşı Marshall Ericksen (Jason Segel), Marshall'ın nişanlısı Lily Aldrin (Allyson Hannigan), Ted'in ilk görüşte aşık olduğu Robin Scherbatsky (Cobie Smulders) ve grubun en ilginç karakteri, bekar insan Barney Stinson (Neil Patrick Harris).

Dizi Marshall'ın Lily'ye evlenme teklif etmeye karar vermesiyle başlıyor. En yakın arkadaşlarının evleneceğini gören Ted kendisinin de ruh eşini aramasını gerektiğini düşünüyor ve akabinde grubun sürekli takıldığı evin hemen altında bar olan Mclaren's ta Robin'e rastlıyor ve olaylar gelişiyor.

Diziyi bu kadar çok beğenmemin temel sebebi kaliteli, doyurucu ve kendine özgü mizah anlayışı. Günlük hayatta rastladığımız ama farkında olmadığımız bir çok komik detayı yetenekli oyuncular eşliğinde kendine has bir şekilde sunuyor bizlere How I Met Your Mother. Karakterlerin içi gerçekten çok iyi doldurulmuş, hepsinin özenle yazılmış bir geçmişi var ve bunun karakterin şu anki haline yansımaları çok iyi bir şekilde aktarılmış.

Ancak bunlar TV dizileri tarihinde ilk defa yapılmış şeyler değil, peki nedir How I Met Your Mother'ı farklı kılan? Bu sorunun tek cevabı var, o da samimiyet. Bu dizide karakterler sanki bizden birileri gibi, Barney ya da Marshall kapıdan girse "naber abi?" diyecekmişsiniz hissini veriyor size. Hatta bundan da öte diziye girip yaşayasınız geliyor, diziyi izleyen istisnasız herkes bunu söylüyor. Dizinin başarısı da burda yatıyor zaten.

Barney Stinson'a ayrı bir paragraf açmazsam yazı benim için yarım kalacak. Bildiğiniz gibi benim de hayran olduğum bir dizi karakteri Barney Stinson. Hatta Facebook'taki 40bin küsür hayranı olan Barney Stinson sayfasını yaratan kişi de benim, o derece. Takım elbiseli kapitalist bir kadın avcısı olduğu için bir çok kişinin favori karakteri olması zaten normal ancak beni etkileyen bundan ziyade görüntünün arkasındaki hikaye. Barney Stinson aslında göründüğünden çok farklı bir karakter ve geçmişte yaşadığı kötü tecrübeler yüzünden kendini koruma psikolojisiyle kendisine darbeyi vuran karaktere dönüşüyor, tabiri caizse "karanlık taraf"a geçiyor. Dizide bununla ilgili yapılan Darth Vader göndermesi de beni benden almış bir sahnedir zaten.

İlk dizi incelemesini/tanıtımını da burda bitirmiş olalım. Geri dönüşleri ise merakla bekliyorum.

Türkiye 1-0 Şili || Seyirlik Maç

Kaliteli oyuncular, kamyon yüküyle pozisyon, bir gol ve galibiyet. Bu maçı en iyi bu şekilde özetleyebilirim sanırım. Hazırlık maçlarında teknik değerlendirme her zaman için ilk yarıya mahsustur, özellikle türk takımlarının maçlarında.

Bol oyuncu değişikliği vardı yine ikinci yarı. Halil Altıntop, Gökhan Ünal, Serdar Özkan, Nuri Şahin, Mehmet Topal, İbrahim Kaş. Bunların içinde takımla en uyumsuz görünen oyuncu Halil Altıntop golünü attı, futbol böyle bir oyun işte. Golden sonra biraz daha toparlandı Halil zaten. Nuri Şahin her zaman için milli takım rotasyonu içinde olması gerektiğini gösterdi. İbrahim Kaş'ı da çok beğendim. Benim yeteneklerine saygı duyduğum ancak kafa yapısı olarak tam bir süzme olduğunu düşündüğüm Serdar Özkan yine yanlış seçimleriyle şaşırtmadı beni. Aslına bakarsanız benim çok objektif olamadığım oyunculardan biri Serdar Özkan Sabri'yle birlikte, size sormak lazım nasıl oynadı diye? (kafiye oldu sanki)

Şili gerçekten çok kaliteli bir hücum hattına sahip, Humberto Suazo- Valdivia - Alexis Sanchez. Bizim savunma bugün iyi bir oyun ortaya koymasına karşın Şili hücumcularına karşı bir kamyon pozisyon verdiler. Humberto Suazo kaleciyi de çalımlayıp topu kaleye bırakmak istedi ama vurduğu yerde Gökhan Zan vardı. Göze hoş gelen bir oyun sergilediler, ben onları seyrettiğim için gayet memnunum. Organize edeni tebrik etmek lazım, yine Belarus'a falan gidip tarladan bozma sahalarda üç sakat verebilirdik.

Tribünlerden yükselen "İmparator" seslerine şaşırmadım dersem yalan olur. Uzun süre olmuştu bu tezahüratı duymayalı, eski günleri anımsattı bana. Uzun lafın kısası tam "seyirlik maç"tı. İzleyenler pişman olmamıştır tahminim...

Türkiye - Şili || Devre Arası Raporu

Açıkçası beklediğimden çok daha kaliteli bir maç var sahada. İki takım da bir hazırlık maçından ziyade resmi bir maç oynuyormuş havasında. Ancak oyun içindeki kaliteyi son vuruşlarda görmek güç, 20. dakikada açtığım maçta gol olmaması olmasından daha zor 3 tane pozisyon saydım 2'si bizim lehimize olmak üzere. Sahaya Euro 2008'in son bölümünde olduğu gibi 4-4-1-1 olarak yayılıyoruz teoride.

---------------Volkan--------------

--Gönül---Servet---Zan----Boral--

--CKR--- S.İnan--Aurelio--Ayhan-

--------------Tuncay--------------

--------------Semih---------------

Tuncay biraz sola da yardım edecek biçimde Semih'in arkasında oynuyor. Ayhan sol açıktan ziyade biraz daha orta saha gibi bir izlenim verdi bana, solda Uğur Boral'ın sürekli ilerde olmasının sonucu biraz da. Uğur Boral'ın boşalttığı sol arkadan bir çok pozisyon verdik,neredeyse bütün Şili pozisyonları bu bölgeden gelişti. Alexis Sanchez ve Humberto Suazo orayı etkin biçimde kullanıyor.

Humberto Suazo ise gerçekten çok iyi bir forvet. Galatasaray'la adı her transfer döneminde geçtiğinden Copa America'dan beri lk defa alıcı gözle seyrettim ve gerçekten hakkında söylenilenleri boşa çıkarmayan bir adam. Tek şanssızlığı en gözde olduğu dönemde Monterrey'le çoktan sözleşme imzalamış olmasıydı, yoksa şu an Avrupada oynuyor olabilirdi. Meksika kulüplerinden oyuncu koparmak zordur, Galatasaray'ın da çok uçuk bir bonservis bedelini gözden çıkaracağını düşünmediğimden bu transferi pek olası görmüyorum zaten.

İkinci yarı başlamak üzere, güzel futbolun yanında gol de görmeyi umuyorum bu yarı...