Öncelikle sizlerden özür dileyerek başlamak isterim yazıya. Yağmur'un getirdiği üzücü haberler, milli takımın büyük ölçüde havlu atması derken pek de ilgilenemedim birkaç gündür blogla. Her arada sonra olduğu gibi yavaştan bir giriş yapıp devamını öyle getirelim. Önümüzdeki haftadan itibaren düzenli takip ettiğimiz dizilerin sayısında ciddi bir artık yaşanacak. Hazır zamanıyken ufak bir dizi turu yapalım istedim.
Merakla beklediğim dizilerin başında bu blogu takip eden hemen her insanın bildiği gibi How I Met Your Mother geliyor. İkinci sezonundaki performans 'efsane dizi' kategorisine kapağı atan ancak kendi yükselttiği çıtayı son iki sezondur karşılamakta zorlanan HIMYM, 21 Eylül'de 5. ve son sezonuyla ekranlara dönüş yapıyor. Dizinin ağır hayranlarından biri olarak bitmesine üzülsem de bir açıdan da en doğrusu olduğunu düşünüyorum açıkçası. 2. sezon sonunda dizinin başında planlanan konunun tüketilmesi sonrası hikaye gidişatı olarak iz bırakamayan iki sezonu geride bıraktık. Anneyi ortaya çıkarsak mı, yoksa dizi devam etse ikilemi bence son iki sezondaki istikrarsız performansın temel sebebi.
Bazen şu dizinin adı HIMYM yerine Friends olsaymış çok daha uzun ve keyifli bir dizi olabilirmiş diyorum çünkü bu anne artık demoklesin kılıcı gibi duruyor dizinin üstünde. Fazla zorlamadan Ted anneyle tanışsa diziyi bitirmeden devam etme şansı vardı ama genelde yerli dizilerden alışkın olduğumuz, mümkün olduğunca uzatabilme adına hikayeyi ilerletmeme durumu bana göre gelmiş geçmiş en iyi sitcomlardan biri olan HIMYM'a biraz sekte vurdu açıkçası. Planlı başlanan bir 5. sezon diziye yakışır, efsane bir sonu getirebilir bize.
How I Met Your Mother demişken söylemeden geçmeyelim. Bu sezon Emmy töreninin sunucusu Barney karakteriyle gönlümüze taht kurmuş olan Neil Patrick Harris. Ayrıca sunuculuğunun yanında iki senedir Entourage'da Ari Gold karakterini canlandıran Jeremy Piven'a kaptırdığı en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülüne de tekrar aday. Artık verin şu adama ödülünü lan!
'Dizi Salıları' kuşağında ekrana gelen House da How I Met Your Mother'la aynı gün açacak sezonu. Geçen sezon gerçekten beklenmedik bir sezon finali yaptı dizi ve temposunu düşürmeden devam edecek gibi duruyor. Sezon finalinde House'u hiç beklenmedik bir durumda görüyorduk, bu sezona nasıl bir giriş yapacaklarını merak ediyorum. Dizi Salılarının bir diğer vazgeçilmezi, CBS'de HIMYM'la peş peşe yayınlanan The Big Bang Theory. İlk iki sezonuyla o da iyi bir giriş yapmıştı komedi dizileri piyasasına ve bence büyük bir eksikliği gidermişlerdi. HIMYM'a benzer bir düşüş gelmez umarım başlarına. Barney ve Sheldon karakterlerinin dizi içi rollerini benzetmişimdir hep ve HIMYM'ın temel problemi olan Barney'nin baskın yan karakterden başrole kayması TBBT'de daha erken baş gösterdi. Umarım yeni sezonda buna dikkat ederler, diziden temel beklentim bu.
Salı günleri izlediğimiz bir diğer dizi olan Gossip Girl sezonu diğerlerine göre bir hafta erken açıyor sezonu. Ayın 14'ünde izleme fırsatı bulacağız ilk bölümü. Birkaç haftadır 4-5 promo videosu dolaşıyordu nette, bunlardan en ilki çekici olanı Serena'nın Cristiano Ronaldo'yla beraber olduğunu itiraf ettiği promo olsa gerek. Josh Schwartz bildiğiniz gibi bir önceki neslin takip ettiği gençlik dizisi olan The O.C'nin de yapımcısıydı ve dizide bir süre sonra çıkan aksaklıkları biliyordu. Gossip Girl'e bu tecrübesini iyi aktarmış olacak ki "Ee, konu bitti. Şimdi saçmalayalım." moduna geçmediler hiç. Gençlik dizileri için çok kolaydır bu aslında, bir anda bozuluverirler. Hoş, ben dizinin her bölümünü izlediğim halde iki bölüm önce ne olduğunu, neyi merak ettiğimi hatırlamıyorum. Belki de böyle olmalı eğlencelik dizi dediğimiz şey, hepsi bir Lost, bir Fringe kadar kafa yorarsa, sizi üstüne düşünmeye sevk ederse aynı tadı yakalayamazdık. Gossip Girl o yüzden kafa dağıtmak için birebir.
Merakla beklenilen dizilerden bir diğeri olan Dexter'la bitirelim. 3. sezon sonunda Rita'yla evlenen ve bebek bekleyen bir Dexter bırakmıştık ve 27 Eylül'de 'televizyon izleyicisi' ile buluşacak Dexter. Televizyon izleyicisi diyorum zira geçtiğimiz sezondan da alışkın olduğumuz üzere sezonun ilk bölümü daha TV'de yayınlanmadan net ortamına sızdı. Bu Dexter'ın dağıtım şirketinde iyi bir köstebek var sanırım, inşallah yakalanmaz diyelim. Fena bir giriş olmadı sezona, özellikle bebek sahibi babaların empati kurabileceğini sanıyorum yeni Dexter'la. Merak ettiğiniz başka diziler varsa onları da ekleyebilirim. Futbol yazılarına gün içinde bir geri dönüş yaparız...
Simsiyah saçları altında Melinda'nın yüzü Gözlerinde hiç neşe kıpırtısı yok Pusuya yatmış bekleyen hüzün yükseldi
Kelimeler kefaret gibi duraksayacaktı Başarısızlık aşama olmayı geçti artık O yeminlerinden birinden diğerine geçti İşte bu kimsenin takmayacağı andı
Ve unufak edilmiş neşesinde acıyı itiraf etti Dünya üzerinde tanrının bir *r*spusu Onun o feda ettiği yollarda buldum Yüzündeki o içi boş aşkı
Onu kazanmak için hala dolap çeviriyordum Hoşnutluluk kırıkları dolduracaktı Ruhum çırpınan bir nefes bıraktı Bu gün yitti,karanlık yakın
Onu elinden tutup götürdüm ve dedim ki: Tüm inancım silindi gitti Büyük bir korku içinde sadece senin için geri geldim Gel benimle,çok uzaklarda kalmak üzere
Uçsuzca geceye ait olan o noktaya gözünü dikip Mengene gibi konuştu ve kafiyeyi kırdı Ama son anda kendini de şaşırttı Başkasına sözüm var ama kalbim senin...
Uzun süredir pek sıkı bir film izleyicisi değilim, hele bu dizi çılgınlığına kendimi kaptırdığımdan beri bir şeyler izleyebildiğim boş zamanımı dizilere ayırmaya tercih ediyorum. Yaz dönemi filmler için zaman açıyor işte bizlere ara ara, bu hafta da onlardan biri oldu. Zaten takip ettiğim iki dizi var, birisi True Blood, birisi Entourage. İkisi de bu hafta yayınlanmayınca arkadaşların önerdiği bir filme el atayım dedim, 'arkadaş' da "The Boat That Rocked" dedi.
The Boat That Rocked, 60'ların İngiltere'sinde korsan radyo 'Radio Rock'ın hikayesini anlatıyor. BBC'nin günde sadece 45 dakika müzik yayını yaptığı dönemde insanların müzik ihtiyacını karşılayan korsan radyolar karşılıyor ve bunların en önemlisi Radio Rock. İngiltere nüfusunun yarısının bu radyoları dinlediği rivayet ediliyor filmde. Daha sonra hükümet tarafından radyonun yasaklanma çabalarını izliyoruz ancak bunun filmi belli bir raya oturtmak, hikayenin ilerlemesi açısından kullanıldığını söyleyebiliriz. Daha çok radyo çalışanları ve günlük hayatları etrafında giden bir film.
Birçok tanıdık oyuncu da var filmde, özellikle The I.T Crowd takipçileri Roy ve Jen'i hemen tanıyacaklardır. Ayrıca Coupling'den Steve de bir başka tanıdık yüz. Ahalinin geri kalanına şurdan bakabilirsiniz. Filmde pek gözükmese de Mark karakterine bayıldım ben. Arkadaş filmin sonunda koca koca adamlara tek cümleyle nasıl kız tavlanır dersi verdi, şöyle bir bakınca haklı da aslında. :)
Neyse efendim, böyle eğlencelik bir film işte The Boat That Rocked. 60'ların İngiltere'sinden hele müziğinden haz ediyorsanız sizi pişman etmeyecek bir film. Afişe bakın, anlayın zaten, niye anlatıyorsam...