Mancini’nin Coverciano Master Tezi: Trequartista

Galatasaray'ın İtalyan teknik direktörü Roberto Mancini, aynı zamanda İtalyan Futbol Akademisi mezunu ve Trequartista (10 numara) rolü üzerine bir tez sahibi...

Roberto Mancini Galatasaray’a geldiğinde aklıma gelen detaylardan biri Coverciano yani İtalyan Futbol Akademisi mezunu olmasıydı. Arkadaşım Güner Çalış’la konuşurken Coverciano’daki master tezini merak ettiğini söyleyince biraz araştırıp 2001 tarihli tezi buldum ama bir sorun vardı, tez doğal olarak İtalyancaydı.
İşi bir aşama daha ileri götürüp İtalyancadan İngilizceye futbol çevirileri yapan Steve Amoia (@worldfootballcm) ile temas kurup 15 sayfalık tezi ona yolladım. Biraz uzun bulsa da sağolsun kırmadı, şimdilik giriş ve sonuç bölümlerini çevirme kararı aldı. Tezin giriş bölümünde Mancini’nin kendi ağzından harika detaylar var. Olmayı isteyip de olamadığı, oynayamadığı ‘Trequartista’ rolünü (kabaca 10 numara denebilir) tez olarak seçmesi dahi çok önemli.
Bana İngilizceden çeviri imkanı sunan Steve’e bir kez daha teşekkür edelim ve Mancini’nin master tezine birlikte göz atalım. Keyifli okumalar…
Il Trequartista, 2001, Coverciano
1. Kişisel Deneyim
Çocuklar için kurulan bir takımda futbol kariyerim başladığında doğal bir dürtüyle kendimi orta saha ile hücumcular arasında konumlandırmıştım. 13 yaşıma geldiğimde Bologna’ya gittiğimde ise A takıma çıkana kadar Trequartista rolünde oynamıştım. Bu muazzam bir roldü çünkü bana mevzunun ortasında olma şansı veriyordu, oyun başlangıçlarını ayarlıyor, başkalarına pozisyon hazırlıyor ya da doğrudan kendim gol atmayı deniyordum.
Benim en büyük arzım oynadığım takımın çok önemli bir parçası olmaktı. Takımın vazgeçilmezi olmak istiyordum. 16 yaşında ilk kez Serie A’da oynadım. Ne yazık ki Bologna o dönem iyi bir takım değlidi ve teknik direktör Tarcisio Burgnich beni ‘takımın iyiliği için’ santrfor rolünde oynattı. Bu takımın ligdeki pozisyonu, taktik dengeleri ve benim gol atabilme becerimle ilgili bir karardı.
9 gol atmayı başarmıştım ama Bologna küme düştü ve o dönem Serie A’da olan Sampdoria beni aldı. Sonunda çok istediğim ve tercih ettiğim Trequartista rolünde oynayabilecektim. Sezon başladı ve benim rüyam yeni hocam tarafından parçalara ayrıldı. Ona fikirlerimi ve arzularımı anlatmak istediğimde masadan kalkıp gitmişti. Bir kez daha hayallerim daha başlamadan yıkılmıştı.
Bugün artık bir futbolcu değilim. Bir hücumcu olarak kariyerimden çok memnunum ama düşününce doğal pozisyonum olan Trequartista rolünde oynayabilseydim daha iyi olabilirdim. Bunu söylüyorum çünkü ne yazık ki bu karakterde bir futbolcu doğru takımı bulabilmek için şanslı olmalı. Bunun da ötesinde oyun stilini nasıl modifiye edebileceğini, değiştirebileceğini bilecek bir menajere sahip olmalı.
2. Bir Takım Formasyonunda Trequartista Kimdir?
“Futbol kültürü” perspektifinden Trequartista:
Trequartista güçlü teknik beceriler ve doğru karakteristik özelliklerle donatılmış yetenekli oyuncudur.
·         Markajcısından kurtulma kapasitesine sahip olmak.
·         Fundamental açıdan güçlü teknik kaliteye sahip olmak.
·         Öngörülemezlik.
·         Hücumcuları golü rahatlıkla farklı yollarla pozisyona sokabilme kapasitesine sahip olmak.
·         Belli oyunlara ve topla gidebilmeye yatkın olmak.
·         Defansif aşamada sınırlı bir şekilde bulunma
“Sahadaki konum” perspektifinden Trequartista:
·         Trequartista kendini merkezde orta saha oyuncularının çizgisiyle hücum oyuncularının çizgisi arasında konumlandıran oyuncudur.
3. Tarihi Notlar
Zico, Michel Patini ve Diego Maradona, İtalyan futbolunun son 20-25 yılda ürettiği Trequartistaların en iyilreiydi.
1990’larda bu rol krize girmişti. Menajerler sıklıkla tarihi “10 numara” rolünü feda edip bunu daha güvenli ve dengeli takımlar kurma fikriyle sebeplendiriyorlardı. Bu tip tercihler (aynı zamanda spekülatif ve kasa dayalı bir futbolu getirdi) anlaşılması zor şekilde yetenekli oyuncu azlığından çok teorik nedenlere dayandırılmıştı. Son yıllarda ise tam tersi istikamette bir ateş yanmaya başladı: Bugün birçok takım bir Trequartista etrafına inşa edilmiş durumda (Örneğin Brescia ve Juventus).
Bu rol evrimsel bir süreç geçirdi: Zidane, Rivado, Rui Costa ve diğerleri (adını koymak gerekirse, bu ‘yeni rolün’ en iyileri) geçmişteki meslektaşlarına göre çok farklılar. Tartışmasız teknik becerilere sahip olmalarının yanı sıra fiziksel anlamda da diğer futbolculardan farklı değiller, bu da onların topun geri kazanılma aşamasına daha aktif bir biçimde katılmasını sağlıyor.
“Yeni Trequartistaların” farklı fiziksel yapıları onlara yokluklarında oluşan boşlukları telafi etme şansı veriyor. En yartıcı oyuncular bile artık “tekniğin” iyi düzeyde fizik ve karakterle desteklenmediğinde belli bir seviyeye yükselmeye yetmediği, daha atletik bir futbol düzenine ayak uydurmak durumundalar.
Tüm bu sebeplerden Trequartistaların “fark yaratması” geçmiş yıllara göre her zaman daha zor olacak. Bu özellikle orta ve alt sıra takımlarının Trequartistalardan fedakarlık etme kararını açıklıyor. Fakat hemen her dizilişte kişisel özellikleriyle en önemli oyuncular olarak kalmayı da sürdürüyorlar. Bugün bir takımın modern “10 numara” kullanması eskiye göre daha kolay.
4. Trequartista Hangi Formasyonlara Uygundur?
Bir Trequartista’nın varlığı belli bir formasyona bağlı olmak zorunda değildir çünkü sıklıkla maç (veya sezon) içinde değişebilen taktikle Trequartista’nın farklı yüzleri de ortaya çıkabilmektedir. Genellikle birçok İtalyan takımı bir “ofansif orta saha” kullanarak 3-4-1-2 düzeniyle sahaya çıkmakta. (Örneğin Bologna, Parma, Inter veya Vicenza)
Juventus veya Fiorentina gibi diğer takımlar atak aşamasında çok iyi dış bekler gerektiren 4-3-1-2 düzeniyle oynarken top kazanma aşamasında dinamik ve pozisyon alma yetisi kuvvetli üç orta saha kullanıyor. Bazı takımlar ise klasik 4-4-2 ile oynuyorlar. Bunlarda ileriye doğru kırılan ve ofansif varyasyonları destekleyen bir oyuncu var (Lazio’daki Juan Veron). Bunların dışında Trequartista tek forvetli formasyonlarda da yer alabilirler (Örneğin Fiorentina, Lazio veya Brescia).
Karakteristik özelliklerinin ve sistem oyununun gerekliliklerinin dışında Trequartista, ne zaman markajcısından kurtulacağını bilen, ikinci olarak topun, takım arkadaşlarının ve rakibin nerede olduğunun ve nerede olacağının farkında olan bir sanatçıdır. Kısacası 360 derece bakış açısı olan ve topla yeni bir şey yaratabilen oyuncudur.
5. Trequartista Sahada Ne Yapar?
Daha önce de söylediğim gibi ele alınacak bir Trequartista grubunda farklı karakteristik özelliklere sahip birçok oyuncu bulunur. Genel çıkarımlar yaparken bunları da dikkate almak gerekir.
a) Ofansif Aşama
Genel olarak bir Trequartista’nın en üst düzey teknik beceriye ve fundamental özelliklere sahip olması gerektiğine inanıyorum, bu da sıkı bir şekilde taktiksel zekayla bağlantılıdır. Onlar güvenilir oyunculardır, birçok ‘numara’ yapabilirler ancak bunların da ötesinde Trequartistaların ortak özelliği rakibin defansif şemalarını beklenmedik hamlelerle bozabilmesidir.
Daha önce de gördüğümüz üzere Trequartistaları kendini orta saha ile hücumcular arasında ve merkezde konumlandıran, kısa ve orta mesafeli paslar atabilmek için boşluklar ve açıklıklar arayan oyunculardır. Özellikle orta sahadaki takım arkadaşlarıyla top alışverişi yaparken dar alanda markajcısından kurtulma hedefinde olmalıdır.
Aslında takım arkadaşlarının Trequartistaya topu iletmesinin zor olduğu anlar aynı zamanda Trequartistanın topu alması halinde rakip takım için de zor anlardır. Trequartista topu rakip kaleye sırtı dönük bir şekilde aldığında dahi durumu ve oyunu okumuş ve kafasında oynamıştır. Nerede duracağını ve ne hareketle ne yapabileceğini anlar .Bu da o anki durumun kokusunu alıp hızlıca hareketleri okuyarak hücumculara en uygun haldeki pozisyonu üretmeyi sağlar.
Trequartistalar takım arkadaşlarına rahatça gol şansı yaratma göreviyle asist kaleminde başrolde olmak durumundadır. Bu da takımın toplam asistleri ve oyuncunun yaptığı asist sayısını, oranlanarak bir Trequartistanın performansı ölçme açısından iki yararlı veri haline getiriyor.
Bir Trequartistanın asistlere katkısı takımın toplam asistinin yüzde 25’ine denk gelmelidir. Brescia’da asistlerin %33.7’sini yapan Roberto Baggio ve yine Brescia’da –oynadığı süreye oranlandığında- %32,2’sini sağlayan Andrea Pirlo’yu takım arkadaşlarının çok üstünde bir teknik kapasiteye sahip oldukları için dışarıda bırakırsak bu alanda en verimli ve etkili isimler Rui Costa ve Zinedine Zidane.
b) Defansif Aşama
Trequartistaların en iyi pozisyonu üretmek için sürekli arayan ancak işlerinin büyük bölümü ofansif aşamada olmasına karşın defansif aşamaya da aynı şekilde katılan oyuncular olduğunu biliyoruz.
Trequartistalar maç başına ortalama 10-11 arası top kazanmalı veya toplam top kazanımına oranlanırsa kazanılan toplam topun %6’sını sağlamalıdır. Top kazanmada en etkili oyuncu %7.9 ile Lazio’dan Juan Veron ve %7.6 ile Bologna’dan Thomas Locatelli olurken, bu alanda en az efektif olan isimler %4.9 ile Zinedine Zidane ve %4 ile Roberto Baggio olmuştur.
6. Sonuç
Şunu anladım ki bir takım organize ve dengeli bir oyun stiline sahip olmalıdır ancak şu özellikleri taşıyan, özel futbolculara her zaman ihtiyaç olacaktır:
·         Birçok maçta fark yaratabilmek.
·         Sahada işler iyi gitmiyorken sorumluluk alabilmek.
·         Teknik olarak daha az becerili takım arkadaşlarına yardımcı olabilmek.
·         Teknik direktöre takım iyi oynamıyorken (sezon içinde bunlar olabilir) yardımcı olabilmek.
·         Halkı ve insanları eğlendirecek, bazen sıradışı teknik harketler yaparak aynı zamanda teknik direktörü kızdırabilmek.
***

Not: Steve Amoia'nın İngilizce metnine de göz atmak isterseniz şuradan ve şuradan...

Sırbistan’ın En İyisi: Vojvodina

Sırp yazar Milos Ceko ile Bursaspor’un Avrupa Ligi’ndeki rakibi Vojvodina’yı masaya yatırdık. Ceko’ya göre Vojvodina şu anda ülkenin en iyisi…
Bursaspor’un kolay bir kura çekmediği hemen herkesin ortak fikriydi ancak Sırplar beklenen de çetin ceviz çıkabilir. Twitter’da İngilizce yayın yapan Serbian Footy hesabının yaratıcısı Milos Ceko ile Vojvodina’yı değerlendirdik ve Ceko’nun söyledikleri Vojvodina’nın hiç de yabana atılmayacak bir takım olmadığı yönünde…
Şu anda Sırbistan’ın en iyisi Vojvodina
Uğur Karakullukçu: Vojvodina geçen yıl Sırbistan’da nasıl bir performans sergiledi, taktiksel olarak nasıl bir anlayışları var?
Milos Ceko: Geçen yıl Vojvodina ligi üçüncü tamamladı ama ilk iki sıradaki Kızıl Yıldız ve Partizan’a karşı oynadığı 4 maçta 9 puan toplamışlardı ve maçlarda rakiplerine üstünlük kurmayı başardı. Tek sorunları fazla berabere kalmalarıydı, küçük takımlara karşı kilidi açmakta zorluk çektiler. Sırbistan’daki futbolseverlerin çoğu Vojvodina’nın ülkenin en yetenekli kadrosuna sahip olduğuna inanıyor. Savunmaları çok sağlam ve Abu ile Alivodic gibi Bursa’ya da sorun çıkartacak sağlam kontratak silahları var. Taktiksel olarak fikrim maçlarda arkaya yaslanıp kontratak kovalayacakları yönünde.
Abubakar en iyi oyuncu
Peki Vojvodina’nın önemli oyuncuları kimler, formdalar mı? Takımdan ayrılan önemli bir isim var mı yakınlarda?
Kilit oyuncular Abubakar,Alivodic,Vranjes,Trajkovic and Vulicevic. Abu takımın santrforu ve en iyi oyuncusu. Havadan çok iyi olmasının yanında ayağı da epey düzgün, zaten Kamerun milli takımında da oynuyor. Hafif bir sakatlık problemi var, şimdilik tek endişe kaynağı bu. Alivodic çok formda, şu anda Sırbistan’daki en iyi kanat oyuncusu ve Vojvodina’nın yaratıcı gücü. Vranjes orta sahanın kalbi ve o da epey formda. Trajikovic ve Vulicevic ise güçlü savunma oyuncuları ve kolay pozisyon vermiyorlar. Henüz hiçbir önemli oyuncu ayrılmadı ama Abu ile Trajkovic’in adı bazı transfer dedikodularına karışıyor.
Vojvodina’nın iyi bir altyapısı olduğunu biliyoruz, yakın dönemde çıkan potansiyelli genç oyuncular var mı?
Radoja ve Poletanovic genç ve ilk 11’de oynayan isimler. Radoja rakiplere yakın oynamayı bilen bir orta saha oyuncusu, Poletanovic ise çalışkan bir ofansif orta saha. Ayrıca Mijat Gacinovic’e sahipler. Şu ara U-19 Avrupa Şampiyonası’nda Sırbistan’la finale yükseldi, onun da büyük bir potansiyeli var.
Ergic Bursaspor’u Sırplara övdü
Milan Stepanov hem eski bir Bursaspor, hem de Vojvodina oyuncusu. Sırbistan medyasına kura ile ilgili bir açıklama yaptı mı, ya da Bursaspor kurasıyla ilgili tanıdığımız birileri konuştu mu?
Milan Stepanov bu ara Novi Sad’da ve dedikodulara göre Vojvodina’ya geri dönmek için görüşmeler yapıyor. Stepanov’un yok ama eski Bursalı Ivan Ergic kurayla ilgili bir röportaj verdi. Bursa’daki dönemini hasretle andığını ve maçların Vojvodina için hiç kolay geçmeyeceğini söyledi.
Peki Bursaspor kurası hakkında Vojvodina yönetimi ve oyuncuları neler söyledi? Beklentiler ne boyutta?
Yönetim ve takım oldukça mutluydu çünkü Avrupa Ligi’ndeki 4 eleme maçlarını da kazandılar ve özgüvenleri üst düzeyde. Turun sürpriz tarafı olduklarını biliyorlar ve turu geçmek adına özel bir şeyler yapmak için çabalayacaklarını ifade ettiler.
Peki son olarak senin görüşün nedir, Vojvodina’nın şansını nasıl yorumluyorsun?

Kişisel fikrim çok zor iki maç olacağı yönünde. Vojvodina çok formda ve şu an en iyi Sırp takımı görüntüsünde. Abubakar’ın ne kadar fit ve hazır olacağı onlar için turun kilit noktası. Bir sürpriz yapmaları muhtemel ama benim tahminim Bursaspor turu geçer çünkü daha kaliteli ve tecrübeli bir ekipler. Fakat dediğim gibi, tur oldukça yakın geçecek, her şey olabilir.

Belarus Gözüyle Dinamo Minsk

Trabzonspor’un Avrupa Ligi elemelerindeki rakibi Dinamo Minsk’i Belarus’un önemli spor sitelerinden Football.by’nin yöneticisi Timofey Zinovyev’e sorduk. 
Türkiye’den Belarus futbolu hakkında bilgi etmek sıkı bir araştırmayla dahi epey güç, hele ki BATE Borisov gibi Şampiyonlar Ligi sahnesine düzenli çıkan bir takımın dışında bilgi bulmak daha da zor. Biz de en kolayı bir bilene soralım dedik ve Belaruslu gazeteci Timofey Zinovyev’e Minsk ekibine dair sorular yönelttik. Yardımlarıyla bu söyleşinin gerçekleşmesini sağlayan Rusya’daki arkadaşım Fırat Yalgın’a ayrıca teşekkür ederek sizi Belarus’tan Dinamo Minsk izlenimleriyle baş başa bırakıyorum.
Udinese’den sonra en zoruydu
Uğur Karakullukçu: Öncelikle Dinamo Minsk'in Trabzonspor kuralarının Belarus'taki yansımalarını sorsak, kura genel olarak nasıl yorumlanıyor?
Timofey Zinovyev: Henüz pek fazla bir yorum yok. Ancak her şey çok net. Trabzonspor, bu Avrupa Kupası sezonunda şu ana kadar takımın karşısına çıkmış en güçlü takım olarak duruyor. Buna geçtiğimiz turda karşılaşılan Lokomotiva Zagreb de dahil. Dinamo Minsk’in bu kurasından bahsetmek gerekirse; üçüncü eleme turunda Trabzonspor’un dışında gelebilecek güçlü bir tek İtalya’dan Udinese’nin olduğunu görüyoruz ve bu durumda kuranın sonuç olarak pek de şanslı olduğunu söyleyemeyiz.
Türk futbolunun Belarus'taki imajı nasıl, hangi isimler ya da takımlar tanınıyor?
Türk futbolu da Belarus’ta tıpkı diğer üst düzey Avrupa ligleri kadar biliniyor ve tanınıyor. Belarus takımları daha önce de Türk takımlarıyla karşılaşmıştı. Avrupa Ligi 2011-12 sezonunda Dinamo Minsk Gaziantepspor ile, Gomel, Bursaspor ile ve geçen sezon da BATE Borisov da Fenerbahçe ile karşılaşmıştı. Maalesef takımlarımız bu eşleşmelerin hiçbirini kazanamadı. Belarus milli takımı da Türkiye ile hazırlık maçları oynamıştı.
Bunların dışında daha önce Belarus milli takım oyuncularından Maksim Romashenko ve Nikolay Ryndyuk Gaziantepspor forması giymişti. Sonuç olarak Türk futbolu, Belarus’ta hem sporseverler hem de sporla profesyonel olarak ilgilenen kişiler tarafından gayet iyi biliniyor diyebiliriz. Ancak genel ilgiye rağmen, Türkiye Süper Ligi’ni İngiltere, İspanya, İtalya, Almanya ve Rusya ligleri kadar takip etmediklerini söyleyebilirim.
Dinamo kötü yönetiliyor
BATE Borisov'un düzenli olarak Şampiyonlar Ligi sahnesine çıkması ülke futbolu için bir çıkış noktası oldu ancak Dinamo Minsk bu rüzgardan faydalanamadı diyebiliriz. 90'larda ismini daha sık duyduğumuz Dinamo'nun zirvede tutunamamasının ana sebepleri neler?
Bunun bir sürü nedeni var. Ana nedenleri saymak gerekirse;
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra en kaliteli oyuncuların ayrılması,
Kulüp yönetiminin Oligark Yuri Chizh’e geçmesinden sonra devamlı olarak antrenör ve kadro değişikliklerine gitmesi,
Şu anda takımın başında Robert Maaskant’ın takımın başına son 14 yılda gelmiş 27.antrenör olması…
Böyle bir yönetim politikasıyla uzun süreli, istikrarlı sonuçlar alabilecek ve güvenilir takımın kurulması maalesef imkansız. Ayrıca, Dinamo’nun sonuç veren ve çok iyi futbolcular çıkaran bir futbol okulu var. Ancak yine bu konuda da son yıllarda seçmelerde ve oyuncuların getirilmesinde hatalar yapıldı.
Dinamo Minsk geçen yıl üçüncü olarak Avrupa Ligi elemelerine geldi. BATE Borisov bizler için daha tanıdık bir ekip, Dinamo’yu BATE’yle karşılaştırdığında kadro kalitesini nerede görüyorsun?
BATE ile karşılaştırırsak en önemli fark takım kimyası olarak karşımıza çıkıyor. Kalite olarak kadrolar aynı seviyede olsa da, BATE’nin en büyük avantajı, oyuncuların yıllardır bir arada oynuyor olması. Yeni oyuncu seçerken çok dikkatli davranıyorlar ve sezon ortasında kadronun yarısını değiştirmiyorlar.
Örnek vermek gerekirse, geçtiğimiz sezon kış döneminde Dinamo kadrosuna kiralık olarak oyuncular kattı ancak  nedense oyuncular Haziran ayının sonuna kadar takımda kaldılar, iyi oynamış olan oyuncular dahil (mesela Rumen Costin Curelea sezonun ilk yarısında takımın en golcü oyuncusuydu) hepsi takımdan ayrıldılar ve Avrupa Ligi’nde oynamadılar. Onların yerine başkalarını oynatmak gerekti
Yeni hoca hücumu düşünüyor
Dinamo Minsk'in ön plana çıkan bir oyun stili veya sistemi var mı? Teknik direktörün oyuna yaklaşımı nasıl? Takımda hangi oyuncuları ön planda?
Çok değil Haziran ayının ortasında Dinamo’da teknik direktör değişikliği oldu. Görevi Ukraynalı Oleg Protasov’dan Hollandalı Robert Maaskant devraldı. Değişikliklerden bahsetmek için henüz erken ancak yeni teknik direktörün ne yapmak istediği fark ediliyor.
Takımın oyununda bazı değişiklikler oldu. Oyuncular daha çok pres yapmaya, koşmaya çalışıyorlar. Atak futboluna uygun olarak dikine pasların sayısı arttı ve defansı önde kurarak oyuna haki oluyorlar. Teknik direktör de basın toplantısında: “Atak futbolu tercih ediyorum ki takım kadro karakterini gösterebilsin ve oyuncuların kendine güveni artsın” gibi bir ifade kullandı.
Lider konusuna gelirsek, takımda maalesef şu anda böyle birini söylemem imkansız. Henüz iki hafta önce takıma birkaç yeni oyuncu katıldı. Karadağlı Nemanja Nikolić, Sırbistan’dan Nenad Adamovic ve Lazar Veselinović ve Ispanyol Carles Coto takıma katıldılar ve hemen ilk 11’e girerek, çok iyi uyum sağladılar. Bunu Lokomotiva Zagreb’le oynanan ikinci maçta da görebilirsiniz. Veselinovic atakta çok etkiliydi ve Coto da orta sahada defans katkısının yanı sıra pas alışverinde etkiliydi. Muhemelen bu oyuncular  “yeni Dinamo” da ön plana çıkabilirler.
Tsigalko göze çarpmıyordu!
Bir dönem Championship Manager efsanesi olan Maxim Tsigalko, Dinamo Minsk forması giyiyordu ve birçok oyunsever gibi Türkiye'de de gönülleri fethetti. Acaba gerçek hayatta Tsigalko'ya dair bizlere neler söyleyebilirsin?

Tsigalko’nun hücum oyuncusu olmasının dışında göze çarpan bir özelliği yoktu ve 2008 yılında kronik bir sakatlık yüzünden futboldan erken koptu. 

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Kayıp Milyonları

UEFA’nın Temmuz sonu, Ağustos başı gibi bir önceki sezonun Avrupa Kupaları gelirlerini açıklaması adettendir ama bugün açıklanan raporun yankısı Türkiye’de sert oldu. 2011/12 sezonu verilerine bakarak Galatasaray’ın 33-34 milyon Avro civarında bir gelir elde etmesini bekleyenler şoka uğradı. Galatasaray’ın 9 milyon Avro'su neredeydi? Sadece Galatasaray değil, Fenerbahçe de bu sezonun mağdurlarından… Aynı şekilde 15 milyon Avro kazanması gereken Fenerbahçe neden Türkiye’den tek başına katılıp yarı final oynadığı Avrupa Ligi’nde beklenenden 4 milyon Avro az kazanmıştı?
Şampiyonlar Ligi üzerinden gidersek UEFA’nın galibiyet, beraberlik ve ayakbastı primleri, grupların ardından da tur bonuslarında bir değişikliğe gitmediği de aşikarken Galatasaray’ın beklenenin çok altında kalmasının tek sebebi kalıyor, Market-Pool. Bilmeyenler için kısaca bu meşhur Market-Pool nedir dersek ilgili ülkenin TV ve reklam gelirlerinin kulübe aktarıldığı havuz diyebiliriz. Tek takımla katılım sağlandığında bu havuz tek başına o takımın olurken, iki takım giderse şampiyona yüzde 55, ikinciye yüzde 45 gibi çeşitli kombinasyonlarla bölüştürülüyor.
Peki başa dönersek 2011/12 sezonunda Trabzonspor’un tek başına aldığı Market-Pool havuzu 12 milyon 850 bin Avro iken Galatasaray’ın bir sezon sonra, üstelik çeyrek finale kadar yükselmişken aldığı havuzun 5 milyon 280 bin Avro'ya kadar gerileyişinin arkasında ne var? Bu sorunun cevabı son 10 yılın Türkiye Market-Pool havuzu grafiğinde ve geçtiğimiz sene yenilenen TV anlaşmasında saklı…
UEFA’nın resmi internet sitesinde Nisan 2012’de yayınlanan Türkiye özelinde Avrupa kupaları TV anlaşmasının 2012-2015 dönemi için Doğan Grubu, NTV ve Star TV’yi kapsayan konsorsiyumla anlaşıldığı yönünde bir haber yayınlandı. Geçmişe gittiğimizde yine aynı şekilde 2009-2012, 2006-2009, 2003-2006 gibi üçer yıllık dönemlerle bu anlaşmaların imzalandığını görüyoruz. İlk grafiğimizde de gördüğümüz üzere Market-Pool payları da bu TV anlaşmalarına paralel olarak üçer yıllık periyotlarla değişiklik gösteriyor. 2009-2012 döneminin son sezonu olan 2011/12 sezonuna ait son gelir 12 milyon 850 bin Avro iken bu gelirin normal şartlarda artması ya da en kötü ihtimalle aynı seviyede kalmasını öngörüyorduk. Fakat kazın ayağı hiç de öyle olmadı.

Yeni anlaşmanın detayları elbette açıklanmadı ancak kulüplere aktarılan paranın düşüklüğünden anlaşılıyor ki Türkiye takımlarının Avrupa kupaları TV gelirleri tarihin en düşük seviyelerinden birine gerilemiş durumda. Bunda bu anlaşmanın Nisan 2012’de yapılması ve Fenerbahçe’nin o sezon Avrupa kupalarından men edilmesinin de etkisiyle argo tabirle ‘malın değerinin’ düştüğü öngörüsü üzerinden fiyatın düşük kalması varsayımında bulunmak kahinlik olmayacaktır. İşte bu noktada konunun muhataplarına bazı sorular sormamız gerekiyor.
1- Türkiye takımlarının Avrupa Kupası maçlarının yayınlanma değerinin neredeyse yüzde 60 değer kaybetmesinden kamuoyunun haberi neden yok? Kulüplere bu bildirim neden yapılmadı ya da yapıldıysa bu spor kamuoyuna yansımadı?
2- Bu kulüplerin hisselerine borsada yatırım yapan yatırımcılar Şampiyonlar Ligi veya Avrupa Ligi gelirlerini de mali tabloda TV gelirlerinin yüzde 60 gelir kaybına uğrayacağını bilerek mi yatırım yapmıştır?
3- Şampiyonlar Ligi maçlarının bir kısmının şifreli, bir kısmının şifresiz yayınlanmasının Şampiyonlar Ligi Market-Pool havuzunun Avrupa Ligi havuzunun gerisinde kalmasında payı nedir?
4- Gerileme döneminde olduğu iddia edilen İtalya Serie A’nın gelirleri zirve düzeyde artış gösterirken Avrupa’nın en büyük 6. futbol ekonomisi iddiasındaki Türkiye’nin UEFA yayın havuzundaki payının yüzde 4’lere doğru ilerlerken yüzde 1,3’e kadar gerilemesinin nasıl yorumlanması gerekmektedir?
5- TFF’nin düzenlediği yayın ihalelerinde elde edilen bedeller kamuoyuna açıklanırken neden Avrupa kupaları için benzer bir yol izlenmiyor?
6- 2012/13 sezonuna yansıyan düşük Market-Pool havuzu, 2013/14 ve 2014/15 sezonunda da mı tahmin edildiği üzere yine son 10 yılın en düşük seviyesinde kalacaktır?
Başta bu sorular olmak üzere konuya dair her türlü düzeltmeye, aydınlatmaya konuyu merak eden spor kamuoyu gibi bu yazının yazarı da açıktır.
Kaynaklar

Sezon Önü: Galatasaray 2013/14


Oldukça zorlu bir dönemin ardından Fatih Terim yönetiminde iki sezon üst üste şampiyon olan Galatasaray, yüzünü tekrar Avrupa'ya çevirse de bu amacı uğruna vazgeçemeyeceği bir unvan var: Şampiyonluk...

Geçmiş ve geride kalanlar çabuk unutuluyor olabilir ancak kat edilen mesafeyi görmek adına arkaya dönüp bir bakmakta her daim fayda var. Son haftalara sıkışmış birkaç prestij galibiyetiyle kendini anca sekizinciliğe atabilmiş, kimlik bunalımı yaşayan bir enkazdan çifte şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi çeyrek finalistliğine… Özellikle ilk sene bir Galatasaray politikacısı edasıyla hem saha içini hem de kısır yönetim çekişmelerini hakkıyla yöneten Fatih Terim, artık saha içindeki gücünü herkese ispatlamış durumda ve Euro 2008 döneminde sıkça kullandığı tabiriyle “kendilerini hatırlatmayı” bu kez uluslararası alana, Şampiyonlar Ligi’ne taşıma amacında. 6 sene aranın ardından ilk kez çıkılan Şampiyonlar Ligi sahnesinde göz alıcı bir başlangıç yapıldı ancak esas amaç kalıcı olmak ve bunun yolu da doğrudan lig şampiyonluğuna ambargo koymaktan geçiyor. Camianın arzusu da artık yeni bir hegemonyanın tahtalarına son çivileri çakmak ve yeniden Avrupa’ya yelken açmak… Bu uğurda 3.Fatih Terim döneminin 3.şampiyonluğu olmazsa olmaz.
Teknik adam: Fatih Terim
Teknik direktör Fatih Terim, belki geçen yıl bazı maçlarda geçmişindeki sinirli kimliğinden izler taşıyan bazı çıkışlar yapsa da yeni dönemde artık onun çok daha olgun ve bilge bir tavırla işe koyulduğunu söylemek mümkün. Taktiksel olarak da çok daha esnek bir görüntü çizen Terim, yönetimin kendi tercihlerinden ziyade daha popüler ve göz alıcı oyuncu transferlerine yönelmesine karşın parmak ısırtacak bir saha içi yönetimi göstererek geçen sezonun ortasında yepyeni bir taktiksel yapı kurarak şampiyonluğun gelmesini sağlamıştı. Fatih hoca için bu sezonki hedef 4-3-1-2 olarak özetleyebileceğimiz diziliş ve kullanılan oyunculardan kaynaklı eksiklikleri en aza indirmek ve birden fazla kulvarda zorlu hedeflerde sapmaya uğramadan yürümek. Bunu yapabilecek birikim, tecrübe ve beceriye sahip olduğunu söylemeye gerek bile yok.
Transferler
Galatasaray’da transferin kısa bir özetini geçecek olsak 6+0+4=0 formülüyle bunu yapabiliriz gibi… Özellikle kanat bölgesinde kullanılabilecek üst düzey bir yıldız arzulayan yönetim yeni kuralın kulüplerin yoğun isteğe karşın değişmemesi üzerine bu stratejiden geri adım attığını gördük. Ocak ayındaki gelişi Drogba transferi ihtimalinin ortaya çıkışıyla birlikte bu yaza ertelenen Chedjou’nun Semih Kaya’nın yeni partneri olması bekleniyor fakat hazırlık döneminde oynadığı maçlar ücretiyle birlikte üstüne yapıştırılan ‘kesin çözüm’ etiketini epey sorgulattı.
Eğer iki senedir kiralık olarak takımda forma giyen Felipe Melo’nun bonservisiyle kadroya katılışını saymazsak ilk 11’e yönelik başka bir takviye yapılmazken, kulübeye kiradan dönen Ceyhun Gülselam, Sivasspor’un tecrübeli ismi Erman Kılıç gibi ekler yapıldı. Hakan Balta, Gökhan Zan, Engin Baytar gibi isimlerle de sözleşme yenileyen Galatasaray’da transferin şişman kadını henüz sahneye çıkmamış gibi. Fatih Terim’in Arda Turan deklarasyonu ve Sporting’in genç yıldız adayı Bruma ilgisini doğrulaması önümüzdeki günleri gelişmelere açık bırakıyor. Bu ihtimallerin biri bile Galatasaray’ın geleceğini ve bu seneki transfer notunu fazlasıyla değiştirebilir.
Kilit Transfer: Aurelien Chedjou
Lille’den gelen Aurelien Chedjou, Tomas Ujfalusi’nin yaklaşık bir yıl önce geçirdiği sakatlığın ardından oluşan boşluğu doldurması planlanan oyuncu. Son dönem performansına bakılırsa hakkaniyetli sayılabilecek, 6.3 milyon avroluk bir bonservis bedeli karşılığında Galatasaraylı olan Kamerun milli stoper sezon önü performansıyla beklentileri karşılamakta güçlük çektiyse de bunu telafi edecek zamana ve fırsata sahip. Öte yandan transferin önümüzdeki günlerde alacağı yön, Chedjou’yu bu transfer döneminin başrolünden figüranına da dönüştürebilme potansiyeli taşıyor.
Çıkış Yapabilecek Oyuncu: Wesley Sneijder
Çıkış yapabilecek oyuncu kategorisinde bu düzeyde bi r süperstarı anmak garip olabilir fakat Galatasaray’ın büyük ölçüde oturmuş kadro yapısı içerisinde geçen sezon performansının üzerine en fazla çıkabilecek oyuncuların başında Wesley Sneijder geliyor. İyi bir kamp dönemi geçirdiği hazırlık maçlarında ortaya koyduğu performanslardan da büyük ölçüde anlaşılıyor. Inter’deki son iki sezonunda sekteye uğradığı maç istikrarına tekrar kavuşan ve kendisini oyununa tam anlamıyla veren bir Sneijder’ın yakalayacağı çıkış sadece Türkiye’de değil, başta Hollanda olmak üzere tüm Avrupa’da ses getirebilir.
Takımın Artıları              
Takımın ‘kazanan’ kimyası artık oturmuş durumda ve rakip kim olura olsun zorlu maçlarda ortaya konan başarılı performanslar Galatasaray’ın belki de en büyük artısı. Takımda gereken anda öne çıkmayı ve zafer yoluna girmeyi bilen bir oyuncu topluluğu var ve bu üçüncü sezonla birlikte artık bir alışkanlık haline dönüşmeye de çok yakın. Bireysel kalite ve takım oyunu açısından kat edilecek mesafe bir yana, uluslararası alandaki performansları da kapsayan bu kimlik Fatih Terim yönetimindeki Galatasaray’ın en büyük kazanımı.
Anahtar Oyuncu: Felipe Melo
Galatasaray takımında Selçuk İnan’ın yeri belki herkesten farklı olabilir ancak sezon içindeki inişli çıkışlı performansları takımı doğrudan etkileyen en kilit isim Felipe Melo. Kadrodaki konumuyla da vazgeçilmezliği pekişen, biraz savsakladığında Galatasaray orta sahasının etkinliğini düşüren Brezilyalı, bonservisinin Galatasaray’da olduğu ilk sezonunda bu kez ‘kalıp kalmama stresi’ olmadan motivasyonu diri tutmayı başarabilecek mi, sarı-kırmızılıları bekleyen en önemli soru işareti bu. Geçen sezona göre daha iyi bir hazırlık dönemi geçiren 30 yaşındaki Melo, merak edilen performansıyla Galatasaray futbol takımının anahtarını da boynunda taşıyor.
Takımın Eksileri

Takımın en büyük eksiği şimdilik 6+0+4 kuralına anlamsız bir şekilde hazırlıksız yakalanılması ve bu sebeple rotasyon elemanı olarak değerlendirilen Nordin Amrabat, Dany Neunkeu gibi oyuncuları kulübede tutma olanağını yitirmesi. Kulübede yaşanan bu zayıflama, sol bek, orta saha gibi performansı kırılganlık yaşayabilecek mevkiler için de sorun teşkil edebilir. Şampiyonlar Ligi’nde kağıt üstünde böyle bir sorun yok gözüküyor ancak bu rotasyon oyuncularının nasıl formda kalacağı, nasıl kupa 1’e hazır olacağı başta Fatih Terim olmak üzere Galatasaraylıların endişe taşıdığı bir konu. Geçen sezonun üstüne koyarak devam etme yolunda bu yapılanma hatası sarı-kırmızılıları sekteye uğratabilir gibi görünüyor. Elbette yerli kontenjanını kökten rahatlatacak radikal bir çözüm bulunmazsa! 

İki İbrahim

Futbolculukla taraftarlık sık sık karıştırılan bir kurum. Normal bir maçta yarısını yapsa hain ilan edilebilecek futbolcular derbide birbirlerini boğazladığında “Aslanım Volkan”, “Sabri’yi gördün mü” mesajları havada uçuşur. Fakat o futbolcuların çocukken başka takımları tutma ihtimali akıllara bile gelmez.
Bunu niye şimdi anlattım, şundan… Sosyal medyada İBB’den Galatasaray altyapısına geçen 1998 doğumlu İbrahim Demirbağ günün konusu. 15 yaşındaki bu arkadaşımızın geçmişte attığı Galatasaray aleyhine twitler gündeme geldi ve bu sebeple tepkilerin hedefi oldu. Girişilen linçin sebebi ne olursa olsun yanlış olduğu ortada fakat bu noktada yeni nesil taraftarlık üzerine de bir şeyler söylemek şart.
Öncelikle 15 yaşında bir çocuk daha kendi karakterini olgunlaştırma sürecindedir ve hayata dair gösterdiği duruş genelde etrafındaki en geçerli fikirlerin keskin bir biçimde taklidinden ibarettir. Siyasete ilgisi varsa en keskin sosyalisttir bu gençler, tek yol devrimdir. Ya da ilk kez ülkü ocağına giden genç Polat Alemdar’a rahmet okutur. Futbolda da çok farklı değil, taraftarlık söz konusuysa o heyecan da başka boyutlarda yaşanır. Son yıllarda daha da hızlanmış bir nefret savaşı kıvamına gelen bu ortamda karakteri oturmamış bir bireyin küfürlü veya küfürsüz bir nefret söylemi kullanması ne kadar şaşırtıcı? Bu 15 yaşında kardeşimiz adına bu twitler olsa olsa olgun bir çocuk olmadığı, karakterinin henüz şekillenmediğini gösterir, daha fazlasını değil. Bunun sorumluluğunu da gördüğü tepki sonrası alacaktır, öğrenecektir.
İkinci ve belki de en önemli husus doğrudan girişte anlattığım hususta saklı. Totti, Maldini, Casillas, Bülent Korkmaz gibi istisnai durumlar haricinde futbolcunun takımı olmaz, gençken ne kadar fanatikçe hangi takımı desteklemiş olursa olsun, belli bir seviyeye geldiğinde onlar sadece birer anı olarak kalır. Tıpkı eskiden Galatasaraylı olduğu bilinen Gökhan Gönül’ün Galatasaray’a karşı oynayan en başarılı Fenerbahçelilerden biri olması gibi, Ergün Penbe’nin gençken Fenerbahçe’yi desteklemesi gibi… Bundan 10 yıl önce Twitter olsa 85 doğumlu Gökhan Gönül’ün bugün Galatasaray aleyhine attığı twitleri Fenerbahçe aleyhine atmayacağının garantisi var mı? Kendimizi sosyal medyanın hızına kaptırmadan bir nefes alıp düşünmekte, sakin olmakta fayda var. Muhtemelen bu 15 yaşındaki kardeşimiz A takımdan hocalarını gördüğünde, Semih Kaya ziyaretine geldiğinde dizlerinin bağı çözülecek, altyapıda kendini onlara beğendirmek için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Kendini en ala Galatasaraylı gibi hissedecektir. Tıpkı başkalarının Fenerbahçeli, Beşiktaşlı, Trabzonsporlu, Bursasporlu hissetmesi gibi... Geçiniz
Diğer İbrahim
İkinci mesele, yine bir İbrahim’le ve Galatasaray’a transferiyle alakalı ama bu başka… U-19 Milli Takımı forması da giyen 18 yaşındaki İbrahim Coşkun, Galatasaray altyapısına katıldı ve doğal olarak insanlar merak ediyor. İbrahim’i bildiğim kadarıyla sizlere anlatmaya çalışayım.
Öncelikle İbrahim orta sahada defansif olarak görev yapan bir oyuncu. 95 doğumlu ve yetiştiği Auxerre altyapısından A takıma henüz geçiş yapmadan Galatasaray’a transfer oldu. Bu da profesyonel bir referansı olmaması anlamına geliyor ki bu da kısa vadede onla ilgili A takım beklentisi olmaması gerektiğini gösterir bizlere.
Milli takımlarda takip edebildiğim kadarıyla, sakin ve basit oynamaya çalışan ve bölgesinin gerektirdiklerini yerine getirmeye çalışan bir stili var. Zaman zaman pas hataları yapabiliyor ancak topu takip edip baskı yapma, hatasını kapatma noktasında başarılı. İnce işleri sağ ayağıyla yapsa da sol ayağıyla da müdahele ve top kontrolü yapabilmesi bence artı. Bu açıdan iyi bir altyapı eğitimi aldığı belli fakat fiziksel olarak orayı doldurmaya, örneğin Melo’yu doğrudan yedeklemeye uzak. İşlenmeye yönelik bir potansiyel kısacası. Galatasaray’ın yine ilgilendiği ancak yabancı keşmekeşinde Standard Liege’e kaptırdığı 93’lü Alpaslan Öztürk’ün daha ham, daha işlenmemiş bir versiyonunu bulduğunu söyleyebiliriz fakat Alpaslan’ın fizik üstünlüğü ve şut yetisini İbrahim’de göremediğimi de söylemem lazım.

Ayrıca bu transferi sadece İbrahim Coşkun isminden çıkarıp Galatasaray altyapısına dair son bir detayla bitirmekte fayda var. Galatasaray altyapısı ciddi anlamda yetenek kısırlığı çekiyor ve özellikle 1994-1997 jenerasyonları arasında bu kısırlık aşırı derecede hissediliyor. Galatasaray doğrudan etki edemese bile bu jenerasyonlara ümit vadeden genç oyuncuları eklemeye çalışmalı. 93'lülerde Okan Derici, 94'lülerde Berk İsmail Ünsal'la bu yapıldı, beklenen düzeye gelemediler belki ama denemek bile bir başlangıç, hele ki Galatasaray'ın altyapı taramasının rakiplere göre çok zayıf kaldığı şu dönemde... Ben İbrahim Coşkun hamlesini de bu açıdan yorumluyorum. Büyük beklentiye girmeden ancak yakından takip etmekte fayda var.