MustaFA ile Futbol Turkusu Avrupa Yolcusu; 6. ve 7. Gün

Hi everybody who I met in train, bus or anywhere in Germany, Belgium, the Netherlands, Spain, Italy and France. As I said: we’re blogging in Turkish, you can check out my trip’s photos and videos every day on Facebook page.


Futbol Tutkusu Avrupa Yolcusu serüvenini yasamaya ve paylaşmaya devam ediyoruz. Su ana kadar 6 ay önce yazdığımız rotaya bire bir bağlı kaldım, umarım firesiz devam ederim. Çok hızlı şehir değiştiriyorum, amaç grup maçları sırasında olabildiğince çok ülkeyi kendi şehrinde seyretmek. Bazı günlerim ise sadece yolculuk ve dinlenmeyle geçiyor. Mesela dun ve bugün bir yolculuk günüydü.

Son 4 günüm çok hızlı geçti açıkçası. Madrid bir futbol günüydü, Barselona kısaydı ama çok keyifliydi, Marsilya ise iyi bir dinlenme ve biraz da mac günüydü. Biraz once Italya-Yeni Zelanda macinin ikinci yarisini izledim. Nice'ten 4 trenle geldigim icin ancak yetisebildim. Artik Italya'nin Slovakya macini Milan0'da guzel bir ortamda izlerim.

Su anda ise Roma Termini Gari yakinlarindayim.

Dilerseniz turnuvanin 6. gunune, Madrid Havaalani’ndan sehir merkezine dogru yol alisima donelim. Havaalaninda kablosuz internetin saati 7,5 Euro’ydu. Maalesef iki bucuk saat kullanmak zorunda kaldim. Su ana kadar hic bir havaalani ya da tren istasyonunda bedava internete denk gelemedim, bazi istasyonlardaki McDonalds’lar disinda. Oysa Sabiha Gokcen oyle miydi? Ac bilgisayari istersen sabaha kadar gir, bedava.


Iste o yuksek maliyetli internet saatlerimde Madrid’in neresinde taraflar alani kurulacagini da arastirmistim. Santiago Bernabeu Stadi’nin yaninda bir fan zone oldugunu ogrendigim anda cok mutlu oldum, degmeyin keyfime! Acaba Real Madrid Kulubu ve Madrid Buyuksehir Belediyesi’nin katkilariyla stadin icinde mi seyredecektk maci? Hollanda maci Philips Stadi’nda yayinlanmis ve biz sonradan stada gittigimizde ogrenmistik, burada da olur mu olur… Ama olmadi.

Stadin yanindaki metro istasyonunun ismi de Santiago Bernabeu ve havaalanindan ulamsak bayagi kolay. Madrid metro hattinin da Paris’ten asagi kalir yani yok yani. Hatta cok daha fazlasi var; sehir sakinleri hem birbirine hem de bindikleri araclara saygi gosteriyor. Madrid haklinin icinde sadece bir metro yolculugu yapmak bile bu guzel sehrin hanesine olumlu izlenimler yazacaktir.

Metro cikisi stadin B Kulesi’nin hemen yaninda. Taraftar alani ise ‘numarali tribun’ tarafina kurulmus. Alan bayagi genis ve cok kalabalik oldugundan iki adet ekran vardi. Ileride bir buyuk ve ortada bir kucuk. Herkes formali ve bayrakli, pek tabii ki cok coskuluydu. Destekleri takim Ispanya’ydi ve pozisyondan pozisyona cosmaya hazirdilar. Ben de kameramla birlikte hazirdim. Nasil olsa bu bir Ispanya maciydi; Isvicre dayanamaz, bayagi canli gol videosu cekerim diye dusunmustum.

Alanda bir tane medya tiri ve bir de Marca Gazetesi standi mevcuttu. Baktim standin onunde mevlut pilavi kuyrugu gibi kuyruk var, hop girdim siraya ben de. Ne dagittiklari pek muhim degil, Canakkale ornegini daha once vermistim; beles iyidir, tatlidir. Sapka dagitiyorlardi, aldim. Bayrak dagitiyorlardi, onu da aldim. Taraftarin yuzune Ispanya bayragi ciziyorlardi, onu da cizdirdim. Coskulu taraftarin arasinda kendimi bir Ispanyol gibi hissetmek icin degil, sirf bedava oldugu icin. Bayragi butun gun cantamda sallandirdim. Yuzumdeki boyayi ise 5 dakika sonra Turk bir seyyahin el topraklarda yaninda bulunduracagi ilk 3 seyden biri olan ve taharet muslugu derdine bir cozum olan bebek poposu mendiliyle sildim. Sapkayi ise şahsen imzaladim ve bir kac aydir Ispanyolca ogrenmek icin caba harcayan cok eski bir dostuma şevk vermesi icin bir hediye olarak kenara ayirdim.

Mac basladi, Ispanya da her zamanki oyununa basladi. Takim gayet guzel takir takir top yapiyor. Alani dolduranlar ise Madrid liseli tayfa. Hepsine dersaneden kacip gelmis gibi; ustlerinde formalar atkilar var ama maca baktiklari yok, birbirlerini kesiyorlar. Cok kalabaliklar ama, alanin dortte ucu resmen onlarla dolu. Aralarinda bir kac tane de uyanik var; takim gol kacirinca uzulurmus gibi yapip yanindaki kiza sariliyor. “Gol atsalar kim bilir nasil sarkacak kiza” diyecegim ama, gol de olmadi ki.

Ilk yari benim etrafimdaki taraftari gozlemlememle ve Ispanya her ataga ciktiginda coskuyu videoya kaydetmekle gecti. Soyle de diyebilirim; Iniesta ya da Xavi’nin topla her bulusmasinda kayit dugmesine bastim. Kimse garanti edemez bir saniye icinde 40 metrelik bir ara topuyla Ispanya golu gelmeyecegini.



Ikinci yariya basladik, bu sefer ondeki buyuk ekrana yaklastim. Ispanyol taraftarlar takim sahaya geri donunce “tum bayraklar, tum flamalar” anonsuna gerek kalmadan basladi sarkilar soylemeye. Ben ve oradaki herkes Ispanya’nin oyle ya da boyle bir gol bulacagindan emin. Ama ne oldu? Golu bulan taraf beyazlar oldu. Kameram kayittaydi ama saniyorum bayagi bir Ispanyolca kufur cekebildim. Uzulduler ama pes etmediler ,yine basladilar sarkilarina Ispanyollar. Hatta gol oncesine gore daha da heyecanliydilar. Daha ilk mactan bir geri donus hikayesi yazmalari hic de fena olmazdi. Hatirlayiniz Euro 2008’deki ruh halimizi. Her mac son saniyeye kadar kahir ve sevinc bir arada. Ben de basladim tum kalbimle pozisyon sonrasi kufurlerimle Ispanya’yi desteklemeye. Malum ancak 3 gunde bir Turkce konusabiliyorum, macta kacan gollerden sonra Iniesta’ya Villa’ya Turkce sovmek benim de hakkimdi. Ispanya oynadikca oynuyordu, fakat 18’in onunu bir turlu acamiyorlardi. Gobekten ac kanada, olmadi mi gobekten oteki kanada. Denediler denediler olmadi.

Torres oyuna girdiginde ise cok buyuk bir alkis ve tezahurat yukseldi. El Nino atsin bi tane diye cok istedim ama olmadi, olmadi. Bu arada Liverpoollu topcular sac traslariyla cok buyuk takdirimi aldi. Stieve G. ve Carragher’i zaten biliyoruz ama hafif uzun saclarina alisik oldugumuz Kuyt ve Torres’in de maclara subay trasiyla cikmalari bana “aferin cocuklar, adama benzemissiniz” dedirtti.

Velhasil; Torres de derman olmadi ve nasil olduysa o mac 1-0 Isvicre galibiyetiyle bitti. Saydim, mac boyunca tam 55 video cekmisim. Ispanya’dan en az 50 kere gol beklemisim demek oluyor bu.

Maci bitirdigimizde “Cibeles Meydani mi, Bernabeu turu mu?” diye sordum kendime. Ikincisini yapmaya kadar verdim. Rehbersiz 15 Euro biletler ve tur gercekten muazzam. Tura B Kulesi’nden basliyorsunuz ve stadi ilk olarak en ust kattan panaromik bir aciyla goruyorsunuz.



Yani kulup ilk olarak “Buyrun, mal budur” diyor size. Sonra iceriye aliyorlar sizi. Yonlendirmeler falan mukemmel, kaybolmaniza imkan yok. Iceride Real Madrid tarihinden fotograflar ve formalarla basliyor, tum kupalarin onunden bir bir geciyorsunuz. Her yerde, her yazida; Real Madrid’in dunyanin en buyuk kulubu oldugu anlatiliyor. Kupalarin hangi birine bakacaginizi sasiriyorsunuz. Bir yerde durduruyorlar ve fotomontaj ile dilediginiz R.Madridli oyuncuyla fotografinizi cekiyorlar. Ben Raul’la cekindim, ama fotografin baskisini satin almak 11 Euro’ya daha kiymak demek. Bizdeki dugun salonu fotograf sektoruyle bire bir. Once cek, sonra fahis fiyata sat. Sampiyonlar Ligi Kupasi’yla da fotografinizi cekiyorlar ve ayni yontemle baskisini satiyorlar. Sonra R.Madrid Kaka’yi C.Ronaldo’yu nasil aldi? Alir tabii, adamlar vallahi de billahi de para basiyor. Kupalarin arasindan yavas yavas alt katlara iniyorsunuz. Ardindan stadin icine…


Korner diregine dogru merdivenlerden yavas yavas indiginizde tribunlerin cok yuksek ve bir o kadar da yakin oldugu gozunuze carpiyor. Korkutucu degil ama, kendinizi sahadaki futbolcu gibi dusundugunuzde en ust katta seyirciye bile goz temasi kurabileceginizi fark edebiliyorsunuz. Camp Nou da cok buyuk bir stad fakat tribunler daha acik ve geriye yatik. Bernabeu dim dik yukseliyor adeta.




Tac cizgisinin yanindan yedek kulubesine dogru yuruyorsunuz. Koltuklar methedildigi gibi cok rahat. Siz orada oturup kendinizi Guti’nin Raul’un yerine koyarken, bir yandan mis gibi cim kokusunu icinize cekiyorsunuz. Yedek kulubesinin ardindan ise misafir takim soyunma odasina ve urun magazasina yonlendiriliyorsunuz. Yani adamlar yaklasik bir bucuk saat boyunca size Real Madrid’i anlatiyor anlatiyor, sonunda turun cikisini da magazaya vererek “bu guzelim stadtan elin bos donme” diyor.


Bernabeu turumun ardindan yine dusundum. Madrid’e ilk defa geliyordum ve gece de olsa turistik yerlerini gormek hic de fena olmazdi. Fakat “Ispanya ilk macinda maglup olmus olsa da turnuva oncesi herkesin bekledigi gibi cok yukari turlara yuruyecektir, belki de Madrid’e bir Dunya Kupasi finali seyretmeye gelirim” diyip havaalaninin yolunu tuttum. Geceyi guvenli bir sekilde ve en azindan oturarak dinlenerek gecirmek benim icin en idealiydi. Havaalaninda tanistigim ve kisa bir sure sohbet edebildigim Arjantinli bir cocuktan bahsetmek istiyorum. Ismi Ariel ve kendini bana “Ariel Ortega’daki Ariel” diye tanittigin icin, cocugu hemen futbol sohbetine kitledim. Sordugum en onemli soru Cambiasso ve Zanetti’nin neden kadroda olmadigiydi ve aldigim cevap da bir hayli ilgincti. “Veron’la Zanetti biraz mevzulu, aralari acik Mustafa’cim. Maradona da o yuzden almadi” dedi Ariel. Kendisinin Dunya Kupasi favorisi tabii ki Arjantin, plase ise Ispanya diyor.


Ariel’le vedalastiktan sonra kah uyudum kah hazirladigim videoyla ugrastim. Ama uykumu guzel aldim. Persembe oglene dogru Madrid Gari’na hareket ettim. Madrid Gari bayagi buyuk fakat gar icindeki yonlendirmeleri cok karisik. Biraz benim ahmakligimdan biraz da o yonlendirme tabelalarindan dolayi rezervasyon yaptirdigim Madrid trenini kacirdim. Hem de 2 dakika ile. Ispanyol istasyonlarinda farkli bir uygulama var. Biletinizi daha trene binmeden kontrol ediyorlar. Ayrica cantalarinizi da dedektorden geciyorsunuz. Adamlar daha trene binmeden tun guvenlik hususlarini hallediyor ve size iyi yolculuklar diliyor. Cok guzel bir uygulama fakat benim gibiler icin kontrol noktasini bulana kadar kaybedilen zaman tren kacirmaya sebep olabiliyor. Neyse ki bir saat sonra kalkacak olan trene rezervasyonumu yaptiriyorum, yanan miktar ise 10 Euro oluyor.


Ispanya trenlerini isleten kurumun adi Renfe. Barcelona yolunda Renfe kendini affettirdi bana, herkese tek tek kulaklik dagittilar. Keyifli bir yolculuktu; envai cesit sarkilar dinleye dinleye Iber Yarimadasi’nin merkezinden Katalunya’ya dogru bir yari cap cizmis olduk . Bu arada yanimda her hangi bir muzikcalar yok, olsaydi dinlemeye vakit olur muydu emin degilim.


Barcelona’ya iner inmez sabahki Montpeiller trenine rezervasyonumu yaptirdim. Havanin kararmasina daha 3-4 saat vardi ve haftalar verseniz yetmeyecek bu sehirden gun isiginda maksimum faydalanmayidim. Hemen metroyla Sagrada Familia’ya gittim.


Daha onceden ziyaret ettigimiz bir katedral oldugu icin bu sefer sadece fotograf cekmekle yetindim. Sagrada Familia Antoni Gaudi’nin imzasini tasir, henuz tamamlanmamis ve bir cogumuzun tamamlanacagi gunu goremeyecegi bir eserdir. 1882’de yapimina baslanmis, hedef 2082. Insasi bagislarla devam ediyor. Yapimi cok uzun yillar alan ve bazi katlari arasinda teknoloji farkinin acikca goze carptigi soylenen Empire States binasina benzetebiliriz. Her ne kadar her sey Gaudi’nin projesine gore devam ettirilse de burada da kathedralin farkli bolumlerinde farkli devirlerin izlerini gormek mumkin. Antoni ustadimizin tramvayin altinda kalarak bu dunyadan ayrilisi Barcelona’ya cok bilindik bir hikayedir. “Adam Barcelona’yi Barcelona yapmis, sonra tramvayin altinda kalmis. Vay be sansa bak?” sohbeti bir klisedir. Sehrin her yerinde Gaudi’nin eserlerini gormek mumkun, Sagrada Familia ise bunlarin en meshuru.

Ustada son bir selam cakip “ver elini La Rambla” dedim. La Rambla’da onunuzden gecen 10 kisiye sirayla nereli oldugunu sorsaniz; Macellan Bogazi’ndan Bering Bogazi’na kadar tum milletlerden insan taniyabilirsiniz. Inanilmaz bir yer bu cadde! Limandaki Kristof Kolomb Heykeli’nden basliyor ve Katalunya Meydani’na kadar devam ediyor. Yol boyunca barlar, restauranlar, hosteller… Sokak sanatcilari olmazsa olmazi…


Internet kafeden cikip Roma'nin yerlisi arkadaslarla bulusmaya gidecegim. Cok ozur dileyerek simdilik La Rambla’da kalalim. Bir sonraki yazida; biraz daha Barcelona, Marsilya’nin futbol kulturu ve Fransiz Rivierasi diyelim. Sonra Roma'ya iniyoruz....Ayrica; ilk 5 gun boyunca keydettigim goruntulerden bir klip hazirladim, keyifli seyirler...
Mustafa, Roma...

Bu Yazıyı Paylaş!

Bookmark and Share

5 yorum:

PENNEARABIATA dedi ki...

Mustafa karnını doyurmak için Museo del Jamon'a uğra. tam senlik.

Mahmut Balcı dedi ki...

Anca bi sapka mi getiriyon len..
Saol kardesim, istiriyorum kirmizi yanaciklarindan..iyi eglenceler..

Manuel Calavera dedi ki...

MustaFa, iyi misin? Nerelerdesin? Guzel yazilarini merakla bekliyoruz. Umarim hersey yolundadir, merakta birakma okurlarini.

Beercholic dedi ki...

harika harika, bekliyoruz..

ozdemirmusta dedi ki...

biraz yorgun dustum.. internet baglantisi da buyuk bir sorun tabii.
genel olarak keyfim yerinde cok sukur. yarin insallah bi yazi gonderiyorum Ugur'a.
kusuruma bakmayin. 15 gun sonunda biraz dinlenmeye ve bulundugum sehirden keyif almaya vakit ayirdim.

Milano'dayim. Almanya-Ingiltere macinda Munih'te olucam..