Ronaldo'nun Cafercan'ı: Ricardo Quaresma

Bizim en başarılı ümit milli takımlarımızdan biri olan Tuncaylı, Servetli, Toramanlı takımın sahne aldığı yıllarda Portekiz, Türkiye'yle beraber dönemin en iyi takımlarından birisiydi. İki takımın karşılaşmaları da büyük ilgi çekerdi. Portekiz takımının en önemli iki hücum silahı kanatlarıydı ve bu iki oyuncu da Sporting altyapısı çıkışlıydı. Takımın yıldızı Ricardo Quaresma'ydı, diğer kanattaki çocuğun ismi ise Cristiano Ronaldo...

Ronaldo'nun Manchester United'a gidiş hikayesi az çok biliniyor. United'la Sporting'in yaptığı hazırlık maçında gözler esasen Ricardo Quaresma'dadır lakin o maç sonunda Sir Alex Ferguson'un David Beckham'ın yerine istediği oyuncu Cristiano Ronaldo olur. Kendisinden iki yaş küçük Ronaldo'nun çıkışıyla kariyeri değişen ve arka planda kalan, 'olmamış' bir yıldız Quaresma. Sir Alex'in tedrisatından o geçse bugün nasıl bir Quaresma, nasıl bir Ronaldo izlerdik bilinmez ama açıkça görüldüğü gibi bu ikilinin futbol kariyerleri birbirlerine göbekten bağlı.

Galatasaray'ın ve bence Türk futbolunun açık ara en potansiyelli adamı Arda Turan'dır. Çıkan her genç oyuncu için "Arda'nın iyisi" denmesi de buna işaret eder zaten, her uzun boylu, azıcık da top ayağına yakışan her forvete Ibrahimovic, her hızlı, top sürebilen kısa oyuncuya Messi dendiği gibi. Lakin Arda'nın hikayesinde de bir Quaresma var ve onun hikayesi muadiline göre çok daha trajik. PAF Ligi tarihinin en etkili birkaç oyuncusundan biri olan, Galatasaray'ın altın jenerasyonu olarak adlandırılan 87'lilerin en yeteneklisi gözüyle bakılan kişi Cafercan Aksu'ydu. Müthiş bir sol ayağı vardı, iyi pasördü, şut atardı, gol atardı. Fakat profesyonel futbol ona bir türlü yaramadı.

Belki yine romantik olmakla suçlanırım bilemem ama bu tip geçiş arızalarında ülkedeki futbol kültürünün payı çok büyüktür. 18-21 yaş arasında kafasına vura vura top oynatılan bir Cafercan Aksu, bugün Konya Şekerspor'da değil, en azından bir Denizlispor'da oynardı. Vasat bir fiziğin yanına ekleyebildiği birçok ekstra özelliği vardı çünkü. Bugün Portekiz'in en balon adamlarından biri olan Quaresma Beşiktaş'a gelmiyor ve İtalya/İspanya liglerinde takılmayı tercih edebiliyorsa en temel fark onun uyruğu, yetiştiği ülke ve o ülkenin futbola bakış açısıdır.
Dönelim Quaresma'ya. Hayatımda gördüğüm en zikzaklı kariyerlerden biri. Sürekli üst düzeye sıçrayan, Barcelona, Inter ve Inter aktarmalı Chelsea gibi muazzam bir kariyer inşa etmiş bu adam, bu takımların hepsinde başarısız oldu. Barcelona'da küçüktü ama Porto'nun lideriydi. Geri dönmüştü. Inter ve Serie A ise onun ümitlerinin tükendiği yerdi. Beşiktaş, Porto ve Sporting kimliğine yakın bir takım, ortalama bir ligin zirveye oynayan takımı. Bu tip takımların hücum liderliğinde yaptığı iş ortadayken bu transferin doğru bir eşleşme olduğu açıktı. Fakat Quaresma'nın dönüşü Beşiktaş'a olumsuz oldu bugün itibariyle. "Ronaldo'nun Cafercan'ı",yapacağı bir sonraki tercih ile "dönüşü olmayan bir yola" da girebilir yalnız, o kokuyu almamak da epey zor...

Bu Yazıyı Paylaş!

Bookmark and Share

5 yorum:

Temur dedi ki...

@ pclion

Hani bazı benzetmeler cuk diye yerine oturur ya işte öyle bir benzetme olmuş. Tebrik ederim

pclion dedi ki...

İçime sinerek yazdım ben de, güzel oldu. :)

Mehmet dedi ki...

Balon adam?
Beşiktaş'a gelmiyor?

Hmm...

Anonymous dedi ki...

zaman gectı cuk die oturanlar belli oldu.bence sizin durum için bir eleştiri yapmalısın:)

pclion dedi ki...

Quaresma-Ronaldo arasındaki ilişki Cafercan ile Arda arasındakine çok benziyordu, meramım bu.

Beşiktaş performansıyla zerre alakası yoktur yazının ki "Beşiktaş, Porto ve Sporting kimliğine yakın bir takım, ortalama bir ligin zirveye oynayan takımı. Bu tip takımların hücum liderliğinde yaptığı iş ortadayken bu transferin doğru bir eşleşme olduğu açıktı" diyerek performans özelinde bir sorun yaşamayacağını düşünüyorudm. Quaresma daha iyisini de yapabilir...